Friday, October 24, 2008

BASÖRTÜSÜ DÜSMANLARI HAKKINDA BIR DUA

zalimlerin hakkindan gelen ALLAHin adiyla

Mazlûmlarin dostu, zalimlerin düsmani olan ALLAHim!
Yirmi yildan beri Türkiye'deki basörtülü dindar kadinla-
rimizin basörtme özgürlügü icin yaptigimiz mücâdelede
yenik düstük. Bu sorunu cözecek SENden baska bir
güc kalmadi artik. Basörtüsü düsmanlari, son kazan-
diklari mahkeme karariyla, dindar kadinlarimizin hayatini
nasil zehirliyorlarsa, (adalet olarak) SEN de onlarin ha-
yatini zehirle! Onlarin sevinclerini acilara dönüstür!
"Devenin su icme hakki"ni nasil gasbettiler ve nasil o
"deveyi kesip öldürdüler"se, SEN de onlarin hayatini
gasbet ve acilen hakettiklerini ver. Dostlarinin ve maz-
lûmlarinin imdadina yetis!

Allah'in Mehdisi Mehmed Nur'an

Wednesday, October 15, 2008

MEHDi'NiN MEKTUBU

Merhaba ey insanlar, ey inanclilar!

Sizlere "nasilsiniz" diye sormayacagim. Eger sizler,
Allah'i bilmede iseniz, iyisinizdir. O'na inancta iseniz,
iyisinizdir. O'na ibadette iseniz, iyisinizdir. Ve iyilik-
cilikteyseniz, iyisinizdir. Bunlarin disinda kalmissaniz,
iyi degil, kötüsünüzdür. Öyle ise, kendinizi iyilestiriniz.

Burada kendimi sizlere tanitmam gerekiyor. Eger kim-
ligimi sorarsaniz, ben: "Allah'in Mehdisi Mehmed Nur'an"
im. Allah'tan aldigim bilgi ve isiklari sizlere duyurmaya
ve dinsel anlayisinizi yenilemeye, parcalanmisliginizi
toplayip bütünlestirmeye, yüzlerinizi cokluktan teklige,
gidisatinizi kötülükten iyilige cevirmek ve ölmüs olan
Allah'a teslimciliginizi diriltmek icin geldim.

Kendisinden baska bir ilah bulunmayan Allah'tan aldigim
elcilik ve görev, bugünkü zamanda "Mehdilik"e tekabül
etmektedir. Eger: "Mehdi kendini gizleyecektir" derseniz,
evet Mehdi kendini bir müddet gizler. Fakat bu gizleme
ebedi olmaz. Eger o kendini sürekli gizlerse, siz onu
taniyamaz, bilemezsiniz. Eger o da gizlilikten cikip ken-
dini tanitmazsa, onu tanimaniz hic mümkün olmaz.

Sizlerin ise, dinî cemaat önderlerinizi zorla Mehdi yapma-
niz veya onlari Mehdilige zorlamaniz, dogru olmaz, müm-
kün olmaz. Cünkü bu is ancak Allah'in elcilik vermesi veya
görevlendirmesiyle olur. Kendilerine Mehdilik yakistir-
diginiz dinî önderlerinizden biri, Allah'tan acikca elcilik
ve görev aldigini söyleyebilir mi? Eger böyle birsey aldik-
larini söylemiyorlarsa, onlarin Mehdilikle bir alâkalari yok
demektir.

Eger: "Mehdi, Hz. Peygamber(sav)in soyundan olacaktir"
derseniz.

Derim: Hz. Musa da, Firavun da, Hz. Âdem'in soyundan-
dir. Yani iyilerin de, kötülerin de soy agaci, Hz. Âdem'dir.
Demek, maddî soyun bir önemi yoktur. Asil önemli olan,
"mânevî soy"dur. Demek, Hz. Musa, Hz. Âdem'in "mâne-
vî soyundan", Firavun da, onun "maddî soyundan"dir. Al-
lah kime elcilik ve görev vermisse, o, "mânevî soy"a sahip
demektir. Bu mânevî soya sahip olmadikca, Hz. Peygam-
ber(sav)in soyundan olsaniz da, Mehdi ve Elci olamazsiniz.
Illâ Allah(cc)in elcilik vermesi veya görevlendirmesi sarttir.

Bir de bugün Hz. Muhammed(asm)in "maddî soyu" yalniz
Arabistan'da degil, bütün dünyaya yayilmis durumdadir.
Bu durumda Mehdi, yalniz Arabistan'dan degil, Avrupa'dan
da cikabilir, Amerika'dan da. Ve bugün Mehdiniz, Avrupa'
dan cikmis bulunuyor. Cünkü bu Mehdiniz, Allah(cc)tan
elcilik ve görev almis bulunuyor.

Buna karsi: "Hz. Peygamber'in söyledikleri ne olacak"
derseniz, derim: Allah, yaratisinda bir degisiklik yapmaz.
Fakat insanligin gelecegiyle ilgili konularda istedigi degi-
sikligi yapabilir. Bu hususta kimse O'na engel olamaz.
Elbette ortaksiz Allah da, en büyük elcisini yalanci
cikarmak istemez. Eger o Büyük Elci(sav)in söyledik-
leriyle bugünkü olanlar arasinda bir zitlik meydana
geliyorsa; "ya onun sözlerine baska sözler karistirilmis-
tir, ya da onun söyledikleri yanlis yorumlanmaktadir"
diye düsünmelisiniz.

Eger "gercek Mehdi kimdir" diye sorarsaniz. Derim:
Gercek Mehdi; Allah'tan bilgi, isik ve elcilik almis bir
kimsedir. Sizlerin dinî lider ve önderleriniz de Allah'tan
bilgi ve isik almis olabilir. Fakat onlara acikca bir elci-
lik veya görevlendirme verilmemisse, onlar Mehdi olamaz.
Ancak bu sözlerimden, "dinî liderlerinizi terkedin" anlami
cikarilmamalidir. Onlara sahip cikmaya devam edebilir-
siniz. Fakat gercek Mehdi'nin de kim oldugunu iyi bilme-
lisiniz.

Gercek Mehdi, sizleri Allah'a götürmeye, parcalanmis-
liginizi birlestirmeye ve dinsel anlayisinizi yenilestirmeye
calisir. Eger "Mehdiyim" diyen birisi sizleri bunlarin zit-
dina götürmeye calisiyorsa, biliniz ki o, "sahte mehdi"dir.
Baska birileri de "Allah'tan elcilik aldigini" iddia edebilir.
Eger o kimseler yalanci veya aldanmis degillerse, elci
olabilirler. Ama "gecmis zamanin elcisi" olabilirler. Ve
her elci, Mehdi olamaz. Cünkü Mehdi bir tanedir. Yeni
Cag'in Mehdisi de ben "Mehmed Nur'an"im.

Allah(cc)tan aldigim elcilik hakkinda sizlerle tartismaya
girmeyecegim. Allah'a teslim olmus bir insan, Allah'in
azabindan korkar, yalan söyleyemez. Allah benim elcili-
gime sahittir. Isteyen inansin, isteyen inanmasin!

Allah bütün inanclilarin nefsini kötülükcülükten arindirsin.

Allah'in Mehdisi: Âhirüzzaman/MEHMED NUR'AN

Friday, October 19, 2007

KURTULUSNAME

(Kurtulus isteyenler icin):

K U R T U L U S N A M E

kurtaran Allahin adiyla


Yeryüzünde pek cok yer ve ülkede islenmekte olan baski
ve sömürü, zulüm ve haksizliklar, global bir kurtulus
gerektirmekte, bu da bir devrimi gerekli kilmaktadir.

Kurtulus, devrimdedir ve devrim iledir. Fakat bir KUR'
ANIST DEVRIM ile... Cünkü: Bütün zulüm ve haksizlikla-
rin, baski ve sömürülerin esas merkezi; "insan"dir.
Sonra bu merkez, gruplar haline gelip devletleserek
büyüyüp gelismekte ve kuvvetlesmektedir. Demek merkez-
de "insan" var. Öyle ise i$e, insan'dan baslamak gere-
kiyor. Insani zulüm ve haksizliklarindan, baski ve sö-
mürüsünden arindirabilmek icin de, insanin insanlasti-
rilmasi ve onun iyilikci hale getirilmesi gerekmekte-
dir. Insani insan edecek ve onu iyilikci yapacak bütün
bilgi ve inanc, egitim ve terbiye de Kur'anizm'de bu-
lundugundan kurtulus ancak Kur'anizm'de ve Kur'anist
Devrim iledir. Kurtulus isteyenlerin bu devrimi kabul-
lenip gerceklestirmekten baska careleri yoktur.

Ey cözüm ve care isteyen insanlar! Baski ve sömürüden,
zulüm ve haksizliklardan kurtulus icin devrime hazir
misiniz? Öyle ise gelecek sözleri okuyup, bilinclenme-
ye devam edelim: "Bütün zulüm ve haksizliklarin, baski
ve sömürülerin temelinde 'insan' vardir" dedik. Peki,
insanin merkezinde ne vardir, biliyor musunuz? Hic dü-
sündünüz mü? Sizin de sonucta kazanacaginiz ke$fi biz
hemen söyleyiverelim: Insanin merkezindeki görünmez
nesne ve $ahis, "nefis" de denen "özbenlik"tir. Iste
bütün zulüm ve haksizliklar, baski ve sömürüler, in-
sandaki bu terbiye edilip düzeltilmemis kötülükcü öz-
benlik'ten cikar ve ona dayanir. Kötülükcü özbenligin
dayanagi da; inancsizlik,inkârcilik ve ortakcilik'tir.
Yani Yaraticisini bilmeyen, inanmayan, inkâr eden veya
baska sey ve sahislari Yaratici yerine koyup ortakci-
lik eden bir özbenlik, eger gercek Yaraticisini bilip
boyun egmezse ve O'nun verecegi ceza ve mükafâti dü-
sünmezse, seytanin emriyle kötülükcülük tarafina gider
ve bu gidisle de zulüm ve haksizliga, baski ve sömürü-
ye girer. Bu giris de, dünyanin sosyolojik denge ve
düzenini bozan bir deprem meydana getirir. Demek insa-
nin kötülükcü özbenliginin kötülükcülügünü yikip de-
virmeden zulüm ve haksizliklardan, baski ve sömürüden
kurtulus yoktur. Bu kurtulusu gerceklestirebilmek icin
de kötülükcü özbenligin dayanak noktasini yikip devir-
mek gerekiyor.Kötülükcü özbenligin dayanagi ise inanc-
sizlik, inkârcilik ve ortakcilik oldugundan insana;
Yaraticisini bilmek, inanmak ve O'na baglanmaktan bas-
ka care kalmiyor.

Zaten inancsizlik, inkârcilik ve ortakcilik, insanin
en büyük zulüm ve haksizligi, baski ve sömürüsüdür.
Sömürüsüdür: Cünkü insan, bütün kâinatla beslenen ve
bütün kâinattan süzülen bir varlik oldugundan, Yarati-
cisina inanmaz ve inkâr ederse ve O'ndan baskalarini
O'na e$ ve ortak yaparsa, bütün kâinat ve kâinatlilari
sömürmüs olur. Cünkü bu halde Yaratan'in hakki veril-
memis, hem kâinatin neticesi bosa cikarilmis oluyor.
Cünkü insanin yaratilis ve ya$atilis vazifesi; (yüce
Rabbin bildirmesine göre) Yaratanini bilmek, birlemek
ve O'na baglanmak'tir. Cünkü insan; Yaratan'in ve ya-
ratilmislarin haklarini en basta ancak bunlarla ödeye-
bilir.

Evet inkârcilik, inancsizlik ve ortakcilik ayni zaman-
da insanin zorbalik ve baskiciligidir da: Cünkü Yara-
ticisina inanmayip inkâr eden ve ortak kosan insan,
kendini -eger güc ve iktidar sahibiyse- Yaratan'in ye-
rine koymus oldugundan bütün kâinatin özü ve meyvesi
olan insanlari ve kendini, kendi keyfine göre yönetmek
isteyecektir. Hakki bilmediginden de adaletsiz olacak-
tir. Adaletsizligi de zorbalik doguracaktir.Demek dün-
yanin en büyük baskici ve zorba insani; inancsiz, in-
kârci ve ortakci insandir.

Evet inancsizlik, inkârcilik ve ortakcilik; insanin
baskicilik ve sömürgeciliginden baska zulüm ve haksiz-
ligidir da: Cünkü inancsiz, inkârci ve ortakci insan;
inancsizlik, inkârcilik ve ortakcilik eylemiyle Yara-
tan'in ve yaratilmislarin haklarina tecavüz etmis ol-
dugundan; inkârci, inancsiz ve ortakci insan, dünyanin
en büyük zalimi olur. Demek baski ve sömürüden, zulüm
ve zorbaliktan kurtulmak ve kurtarmak isteyen bir in-
sanin önce kötülükcü özbenliginin dayanagi olan inanc-
sizligi, inkârciligi ve ortakciligi yikip devirmesi ve
onlarin yerine de Yaratan'a inanci, varligini onayla-
yip birlemeyi ve O'na baglanmayi yerlestirmesi gereki-
yor.
-2-
Iste bu geregi yerine getirmege, "icsel devrim" denir.
Icsel devrim olmadan di$sal devrim'e gecilemez. Yani
devletlerin haksizlik, adaletsizlik ve namussuzlugunu
devirebilmek ve bu devrime hak kazanabilmek ancak ic-
sel devrim ile mümkündür. Öyle ya, bir insan veya top-
lum; inancsizlik, inkârcilik ve ortakcilik ile en bü-
yük haksizlik ve hirsizlik icinde yüzüyorken, nasil
kalkip da devletlerin zulüm ve haksizligini devirmek
dava edebilir? Öyle ise icsel devrim sarttir. Icsel
devrimi olmayanlarin, dissal devrime haklari yoktur.
Dissal devrimden mahrum kalanlar da, zalimlere mahkum
olur. Bu esirlik ve mahkumiyetten kurtulusun birinci
sarti da icsel devrim olan inancsizligi, inkârciligi
ve ortakciligi yikmaktir. Iste bu yikimi yapanlar hem
kendilerini, hem dünyayi kurtarmis olurlar. Öyle ise
haydi yikima, haydi icsel devrime!

Bu devrimi gerceklestirebilmek amaciyla ve nefis denen
özbenligin, fakat kötülükcü özbenligin ne dehsetli bü-
yük bir düsman oldugunu ve onunla mücadelenin önem ve
geregini anlamak icin kendimizi bas roldeki oyuncu ye-
rine koyup, gercegin sinemasinda $u filmi, gelin bir-
likte izleyelim:

Bir i$ adami var. Bir gün bu adamin kar$isina güzel ve
sarisin bir kadin cikar ve tanisirlar. Kendisini adama
a$ik eden kadin, gizlisini saklamayip uyusturucu tica-
retiyle ugrastigini ve bu i$e baskalarinin zoruyla
basladigini söyler ve adami da bu i$e cekmeyi basarir.
Sevgi yüzünden kadina yardimci olmak zorunda kalan a-
dam, bir gün birlikte mal satarken, alicinin polis ol-
dugu anlasilir ve adam polisi öldürmege mecbur olur ve
kadinin israriyla da onu öldürür. Durup dururken böyle
bir sucu islemek onu derin bir saskinlik ve pismanliga
düsürür. Artik adam sucludur. Hem de cinayetle!

Bu cinayetten sonra bir fidyeci ortaya cikar ve adamin
cinayeti isledigi suc âletinin, parmak izleriyle bir-
likte kendi elinde oldugunu, eger bir trilyon lirayi
söylenen yere getirmezse, bu âletin polise teslim edi-
lecegini söyler. Caresiz kalan adam, fidyeyi ödemeye
razi olur. Fakat bu arada bir yerde, öldürdügü adamin
sag oldugunu görür ve gizlice resmini ceker. Bir komp-
loya kurban edilmek istendigini anlayan adam, bu resmi
fidyeciye götürüp kendisinin sucsuz oldugunu ihtar e-
der ve fidye ödemekten kurtulur. Fakat fidyeci bu ye-
nilgiyi kabul etmez ve elindeki suc âletiyle gider, a-
damin kadin arkadasini öldürür ve fidye istegini tek-
rarlar. Adam ise simdi gercekten suclu durumdadir ve
fidyeyi ödemekten baska caresi yoktur. Kendisinin ise
tek basina bu fidyeyi ödeyebilecek gücü olmadigindan,
en yakin arkadasi olan i$ ortagindan yardim alip fid-
yeyi ödemeye gider. Fakat fidyeci, parayi alip adami
ortadan kaldirmak ister. Kendini korumayi basaran adam
ise ölmekten kurtulur ve fidyeciyi öldürür.

Fidyecinin ölümünden sonra ölenin arkadasi olan ikinci
bir fidyeci ortaya cikar ve istegini adama bildirir.
Eger istedigi fidyeyi ödemezse, fidyeciyi öldürdügünü
polise bildirecektir. Cünkü elinde deliller vardir. I-
cinde bulundugu durumun ortaya cikmasindan korkan ve
kadin yüzünden ailesiyle arasi bozulmus olan adam ise,
bütün gercegi karisina anlatmak zorunda kalir. Bu an-
latilanlar karsisinda kadin, kocasina yardim etmek is-
ter ve fidyeyi beraber götürürler.Fidyeci parayi alir.
Fakat onlari alt etmeyi basaramaz ve ölür. Cebinden i-
se, fidye istedigi i$ adaminin ortagiyla birlikte ce-
kilmis oldugu bir resim cikar. Bu resimde ise i$ ada-
minin ortagi, fidyeciler ve sarisin kadin birliktedir.
Adam artik asil suclunun kim oldugunu anlar ve ona bir
tuzak kurup, davasini delillendirip polise yakalatir.
Artik adam kurtulmustur ve film burada sona erer.
-3-
Simdi bu filmin konumuzla alâkali yorumuna gecelim: Ey
bu filmi izleyen arkadas! O i$ adami sensin ve dünyaya
a$ik aciz insandir. Sarisin kadin, aldatici dünya ve
inancsizlik'tir. Uyusturucu ticareti, dünyanin kara,
karanlik, uyutucu, kanunsuz ve aldatici i$leridir. Po-
lisi öldürüp suclu hale düsmek, insanin sorumluluguna
ve dünyaya aldanip, inancsizlikla hakki öldürdügüne ve
bu suctan arinmasi gerektigine isarettir. Adamin pi$-
manliga düsmesi, mutlulugunu kaybettigine delildir.
Birinci fidyeci, insani mânen cökertmek isteyen inkâr-
cilik'tir. Istenen fidye, dünyaya aldananlarin mânen
ödemek zorunda olduklari fiyattir. Polisin ölmemis ol-
masi, insanin dünyaya aldanmis ve aldanmakta olduguna
isarettir. Kadinin öldürülmesi, insanin ölecekligine
ve dünyanin geciciligine ve sevdiklerden ayriliga isa-
rettir. Ikinci fidyeci, ortakcilik'tir: Inancsizliktan
kurtulan insanin inkârciliga, inkârciliktan kurtulanin
da ortakciligin eline düsebilecegine delildir. Fidye-
cilerin elindeki deliller, insanin inancli olmasina
engel olan ve gercekmis gibi görünen gercekdi$iliklar
ve sahteliklerdir. Suc âletinin fidyecilerin elinde
olmasi, insanin i$ledigi suclarin kaydedildigine ve
insanin, yaptiklarindan sorumlu olduguna ve hesap ve-
recegine isarettir. Adamin,ortagindan yardim istemesi,
insanin acizlik, fakirlik ve caresizligine isarettir.
Adamin ortagi ise, senin en yakin arkadasin olan nef-
sin ve özbenligindir. Resim ise, gercekleri gösteren
delil ve Elci'nin sözleridir.

Iste ey insan! Sen de, dünyanin cazibe ve cekiciligine
kapilip ona uyup, onun kirli i$lerine bulasmis ve i-
nancsiz, inkârci veya ortakci bir adam olmussun. Bun-
larla da, hakkin ve devletin polisini öldürmüs ve bir
cinayet islemis durumdasin. Simdi bu sucluluktan kur-
tulmak ve seni mahvetmek isteyen fidyeciler olan in-
kârcilik ve ortakciliga karsi savasman ve onlarin el-
lerindeki sahte delilleri cürütecek bilgiyle donanman
gerekmektedir. Karsindaki düsmanlarinin komutani ise,
senin icindeki seytanin ve özbenligindir. Bunlar seni,
inancsizligin, inkârciligin ve ortakciligin eline dü-
sürmüs ve bununla seni esir almis ve tutsak yasatmak
istemekte ve ebediyetini ve saadetini söndürmege ca-
lismaktadir.

Simdi sira sendedir. Eger icinde yasadigin ve bilmeden
yasattigin gizli esirlikten kurtulmak ve ebediyetini
kurtarmak ve gercek mutlulugunu kazanmak istersen, El-
ci'nin teklif ettigi icsel devrim ve savasa katilmak
zorundasin.

Katilmak zorundasin. Cünkü filimdeki fidyeciler ancak
altmis yillik bir ömrü mahveder. Fakat inancsizlik,
inkârcilik ve ortakcilik ise, senin ebedî bir saadet
ve hayatini mahveder. Cünkü dünya, dünyadan ibaret de-
gildir. Bunun bir de "ötesi" vardir. Cünkü Yaratan,
insani bosuna yaratmamistir. Cünkü insanin verecegi
bir insanlik hesabi vardir. Cünkü insanin yaratilisi
ve ya$atilisi icin koskoca bir kâinat calismis ve ca-
listirilmaktadir. Bu kadar masrafin nasil bir karsili-
gi olmaz ve hesabi sorulmaz? Hic bu kadar masraf bosu-
na olur mu, insandan bir karsilik almamak ve hesap
sormamakla bütün yapilan harcamalarin neticesi hic cö-
pe atilir mi? Öyle ise ey insan! Cok büyük bir sorum-
luluk ve yükümlülük altinda oldugunu bil. Kim oldugu-
nu, kime ait oldugunu ögren.

Hem bil ki; inancsizlik, inkârcilik ve ortakcilik; se-
ni mutlu edecek bir deger, bir siginak, bir kaynak de-
gildir. Cünkü inancsizlik, insani sahipsiz ve kimsesiz
birakan bir ic yüze sahip oldugundan, mutsuzluk ve u-
mutsuzlugun kaynagidir. Inkârcilik ise, insani sahip-
siz ve kimsesiz birakmaktan baska yokluk ve karanliga
düsüren, gecmis ve gelecegini yok edip idam eden bir
ic yüze sahiptir. Bu da, mutsuzlugun bir baska kayna-
gidir. Ortakcilik ise,insani sahte tanrilara kul eden,
ibadetlerini, i$ ve calismalarini bosa cikaran bir ic
yüze sahiptir. Demek bunlar, senin gercek inancin de-
gil ve olamaz. Olsa olsa, yikman ve yok etmen gereken
en büyük düsmanlarindir.
-4-
Madem inancsizlik, inkârcilik ve ortakciligin ic yüz-
leri hiclik, yokluk, karanlik, mutsuzluk ve umutsuz-
lukla doludur; o halde bunlari yikmaktan baska caremiz
yoktur. Yikalim ki, bu yikim bizi heplige, varliga,
aydinliga, umut ve mutluluga, degerlik ve ebediyete
cikarsin.

Öyle ise geliniz, önce inancsizligimizi yikalim. Bunun
icin de kendimize $unu soralim: Acaba inancsizligimiz
nedendir? Tanriyi görmemek mi? Yoksa dünyada ölümsüz
mü kalacagiz? Ebedî bir hayat ve saadete ihtiyacimiz
yok mu? Hem, her zaman kendi kendimize yetebilecek güc
ve kabiliyette miyiz ki, Yaraticimizi bilmek istemiyor
ve O'ndan habersiz ya$amak ve bagimsiz kalmak istiyo-
ruz? Hem, hayat ve ya$amamizi saglayan tüketim madde-
lerinin kimden geldigini ve bunlar icin kime tesekkür
edilmesi gerektigini ögrenmek gerekmez mi? Yoksa $ük-
ranlarimizi cansiz, acimasiz, akilsiz ve istencsiz do-
ga ve tabiata mi sunacagiz? Acaba yaratilis ve ya$ati-
lisimizdaki amac nedir, düsünmeyecek miyiz? Halbuki
düsüncesizlik hayvana özgüdür. Insan ise ancak düsünce
ile var olur ve insanliga yükselir. Fakat bu yükselis
kendi basina olmaz. Cünkü akil bir cocuk gibidir. Co-
cugun elinden tutacak bir ögretmen olmazsa, cocuk oku-
ma yazmayi nasil ögrensin? Iste bunun icin aklin da e-
linden tutacak bir ögretmene ihtiyac vardir. Bu ögret-
men ancak "Tanri Elcisi"dir. Bu elci olmadan insan,
suallerine cevap bulamaz. Ne yapacagini, nasil edece-
gini bilemez. Sualleri cevapsiz, hedefi belirsiz insan
ise, bin türlü kötülük ve sapikliga gider, dogru yolu
bulamaz, insan olamaz, ebediyete varamaz. Demek, Elci'
nin rehberligine muhtaciz. Yeni Cag'in "Tanri Elcisi"
ise, Kur'anizm'dir. Öyle ise, Kur'anizm'in öncülügün-
de, bizi insan olduracak, dogru yolu bulduracak, ebe-
diyete vardiracak düsünceyi yapalim, kabugumuzu kira-
lim, saadete ucalim.

Bu saadete ucus icin iki seye ihtiyacimiz vardir. Bi-
ri, iyi bir rehber. Biri de, akli i$letmek.Rehberimiz,
Kur'anizm olsun. Akli i$letmek de, vazifemiz olsun.
Fakat akli, kalp ile birlikte i$letmeliyiz. Cünkü in-
san sadece kalpten veya sadece akildan ibaret bir var-
lik degildir. Ikisinin de gidaya ve i$letilmege ihti-
yaci vardir. Akil, bilgi ve düsünce isterken, kalp de,
sevgi ve inanc ister. Ikisinin birlikte hareketiyle
saadete ucus olur. Yoksa, saadet ku$umuz tek kanatli
kalir, ucusumuz gerceklesemez. Öyle ise cift kanatli
olmamiz gerekiyor.Yani aklimiz bilgi ve düsünce pesin-
de kosarken,kalbimiz de sevgi ve inanc pesinde olmali;
inancimizi bilgi ve düsünce ile, bilgi ve düsüncemizi
de inanc ve sevgi ile tamamlamaliyiz.

Öyle ise, akli i$letmekten güzel sonuc alabilmek icin,
ebediyet boyutlu düsünmemiz gerekiyor. Cünkü ebediyet,
kalbin istegi ve en büyük umut kaynagidir. Akil, kal-
bin bu kaynak ve isteginden ilgisiz kalamaz. Öyle ise
dünyayi, ölümle ve ötesiyle birlikte düsünmeliyiz. E-
ger ölümle hersey son bulacaksa, o zaman bu dünya ve
hayatin hicbir anlami kalmaz. Demek dünya ve hayata
anlam kazandiracak deger, ötedünya inancidir. Demek ö-
tedünyasiz bir dünya hictir, anlamsizdir, degersizdir.
Dünyayi anlamsiz eden bir degersizlik ise, dünyanin
yaratilis ve i$letilis amaci olamaz ve bu amaca zit-
tir. Cünkü yapilan bir i$ ve eserden beklenen amac, i-
yi bir sonuc elde etmektir. Agactan istenen sey, mey-
ve almaktir. Meyvenin cekirdekleri ise baska bir ba-
harda dikilmek icindir. Demek meyve almadan agaci
kesmek veya meyvenin cekirdeklerini yok etmek, israfin
en cirkini ve agacin yaratilis amacina zit bir eylem-
dir. Böyle bir eylem ise, Yaratan'in ilahlik sifatla-
riyla bagda$amaz ve O'nun kutsal isimleri böyle bir
eyleme izin veremez. Demek bu dünya, ötedünyasiz ola-
maz. Dünyanin meyve ve cekirdegi olan insan ebediyet-
siz kalamaz. Bu geregi karsilamak icin de, dünya ve
kâinat yikilip baska bir âlem kurulacaktir.

Demek; INSAN, DÜNYA ve HAYAT ebediyet boyutludur ve
onlari ele alirken bu boyutla ele almak gerekir. Almak
gerekir, cünkü $u dünyada altmis yillik bir ömrümüz
vardir. Onun da bir kismi elimizden cikmis, öteki kis-
mi da cikmak üzeredir. Yani dünyada ebediyen kalisimiz
yoktur, görüyoruz. Fakat biz, "sonsuzluk" istiyoruz.
Sonlu bir hayatin ise, hayatimizin anlamini söndürmek-
te oldugunu da görüyoruz. Öyle ise ebediyet boyutlu
bir ya$ami hayatimiza isik yapmali ve ya$ayisimizi bu
daire icine almaliyiz.
-5-
Simdi bu daire alaninda ve bu isik altinda kendimize
bakacagiz: Biz neyiz, kimiz ve kiminiz? Dogumlu ve ö-
lümlü olusumuzdan anliyoruz ki, biz bir yaratigiz. Ya-
ni kendi kendimize olmus, olusmus bir varlik degiliz
ve kendi kendimize kalmisligimiz yoktur. Cünkü dogum
ve ölüm var ve bu iki kutup arasinda sabit kalmayan,
cocukluktan ihtiyarliga, ihtiyarliktan kabre dogru gi-
den bir ya$ayis var. Bütün bu gidis ve ya$ayislara
hükmedemeyen, engel olamayan, onlari durduramayan in-
san elbette kendi kendine bir varlik olamaz. Demek in-
sana hükmeden, egemen olan, olduran, öldüren, ya$atan
"BIRI" var. Acaba gözle göremedigimiz bu mechul Varlik
kimdir?

Kendi ba$ina kalmis, elinden tutani olmayan bir akil,
bu suali: "Doga"dir, "Tabiat'tir" diye cevaplayabilir.
Acaba bu cevap dogru mudur? Bunun dogrulugunu arasti-
rabilmek icin önce doga ve tabiatin "ne" olduguna ba-
kalim: Dünyaya gelmis, hayata gözlerini acmis ve akli
i$leyip ermeye ba$lamis bir insanin kar$isina, Yarati-
cisini ararken ilk önce doga ve tabiat cikar. Elinden
tutulmayan bir akil sahibi ise ancak gözüyle gördügüne
inanir, görmedigine inanmaz: "Madem gözümle her seyin
doga ve tabiattan ciktigini görüyorum, öyle ise benim
Tanrim, benim Yaraticim 'doga'dir, 'tabiat'tir" der.
Fakat bu deyi$, insanin en büyük hatasidir ve bu hata-
nin karsisina da hemen Tanri Elcisi cikip ihtar eder,
uyarir ve $öyle der: "Doga ve tabiat sizin Tanriniz o-
lamaz. Cünkü tabiat ve doga'nin ve onlarin temeli olan
atom ve maddenin ve onlarin asli olan enerji ve evren-
sel yasalarin, sizin suallerinizi cevapliyacak bilim
ve bilgisi ve size kitap ve elci gönderecek yetkisi ve
dualarinizi kabul edecek kabiliyet ve $ahsiyeti yok-
tur. Elbette bu eksiklikte olanlar sizin Tanriniz, si-
zin Tapacaginiz olamaz. Demek sizin gercek Tanriniz,
eksikligi olmayan, bunlara benzemeyen, onlarin ötesin-
de ve üstünde olan cok baska Biri'dir. Demek doga ve
tabiat bir perde'dir. Senin gercek Tanrin, bu perdenin
ötesindedir. Nasil büyük bir i$ adami ve Ba$bakana u-
la$mak isteyince hemen karsiniza onlarin koruyucu ve
sekreterleri cikarsa, iste doga ve tabiat da öyle bir
koruyucu ve sekreter'(gibi)dir. Cünkü büyüklük ve say-
ginligin geregi, sekreteri gerektirir. Fakat o sekre-
ter, i$ adami ve Ba$bakanin yerini tutamayacagi, orta-
gi olamayacagi gibi, doga ve tabiat da gercek Yarati-
ci'nin yerini tutamaz; e$i, ortagi olamaz, Yaratan'in
yerine konamaz. Cünkü gercek Tanrilik, mutlak egemen-
lik ve bagimsizlik ister. Mutlak egemenlik ve bagim-
sizlik da, sekreterin ortakligini reddeder, kabul ede-
mez. Bunun icin doga ve tabiat, Tanri olmadigi ve ola-
mayacagi gibi, O'nun e$i ve ortagi da degildir ve ola-
maz. Onlar ancak Yaratan'in bir sayginlik perdesi ola-
bilir. Akilli insanlar ise, Tanri Elcisi'ni dinleyip
bu perdeyi a$arlar ve gercek Yaraticilarina ula$irlar.
Iste insanin gercek yükselisi de bu a$ma ve ula$mada-
dir.

Simdi karsimiza "Tanri" olarak cikan veya cikarilan
doga ve tabiatin "dis yüzü"ne baktik. Bir de bunun "ic
yüzü"ne bakalim. Acaba doga ve tabiat gercekten Tanri
olabilir mi, Yaratan'in yerini tutabilir mi, görelim:
Hava, su, toprak ve günes topluluguna ve bunlarin fa-
aliyetinde gecerli olan yasalar bütünlügüne doga ve
tabiat deniyor. Doga ve tabiatin parcalari olan hava,
su, toprak ve günes unsurlarinin ise, atom denen parca
ve maddelerden olusmus oldugunu görüyoruz. Simdi dü-
sünmeli ve sormaliyiz: Insan koskoca akliyla kücücük
bir atomu yapamazken, akilsiz atom koskoca kâinat ve
evreni nasil yapabilir? Atom denen maddenin yaratici
oldugu iddia edilirse, bu halde usta kendi kendini
yapmis ve hem kendini eserlestirmis olmaz mi? Yani ya-
zar kendini kitap yapar mi veya kitap yazar olabilir
mi? Demek madde ve atom yaratici olamaz. Atom yaratici
olamazsa, atomlar toplulugu olan su, hava, toprak ve
günes ve bu unsurlar toplulugu olan doga ve tabiatin
Tanriligi kalmaz, yaraticiligi olmaz. Demek insan ve
evrenin yaraticisi tabiat ve doga degildir. Parcalari
tek basina kaldiginda bir i$e yaramayan, ölcüsüzce
birlestirildiklerinde ise birbirinin tesirini yok eden
unsurlar toplulugu olan doga ve tabiat ancak bir maki-
na olabilir, makinist olamaz. Ancak bir fabrika olabi-
lir, ama fabrikatör olamaz.
-6-
Kâinat ve kâinatlilarin yaratani öyle bir Zat olabilir
ki; tek olsun, ortaksiz olsun, herseyin öncesinde ve
sonrasinda daima var olsun, her seye gücü yetsin, her
seyi bilsin ve her seye hâkim olsun. Sonra her seyi
duysun, herseyi görsün, her seye hitap etsin ve sözünü
gecirebilsin. Sonra yaratmak, ya$atmak ve yönetmekten
anlasin. Sonra (yani hepsiyle birlikte) en ba$ta aci-
masi, sevmesi, öfkesi olmaktan baska yaratis, ya$atis
ve yönetis icin gerekli olan bütün fiil,isim ve sifat-
lara sonsuz ve mutlak $ekilde sahip olsun. Evet, ezelî
ve ebedî olarak ve kâinat capinda ve her seyin üstünde
bu isim ve sifat ve özelliklere sahip olmayan bir kim-
se, Yaratici olamaz, yaratici yerine konulamaz. Dikkat
edelim: Bir "Kimse" dedik. Bir "$ey" demedik. Yani Ya-
ratici olacak olanin önce $ey'likten cikmis, kimse'li-
ge yükselmis olmasi gerekir. Fakat gercek Yataratici'
nin basitlikten mükemmellige yükselisi olmaz. O daima
mükemmelliktedir. Cünkü O, baskasindan mükemmellik al-
maya ihtiyaci olmayan bütün mükemmelliklerin essiz sa-
hibidir. Buradan anlamaliyiz ki, mükemmelligi sonradan
ve baskasindan kazanmis olanlarin Tanrilikla bir ilgi-
si kalmaz.

Simdi bir de atoma ve atomlarla olusturulmus olan doga
nin parcalari sayilan hava, su, toprak ve günes unsur-
larina bakalim. $ey'likten dahi cikamamis, kimse'ligi
bulunmayan bu madde ve unsurlar nasil "Yaratici" yapi-
labilir? Nasil Yaratan'in yerine konulabilir?Hic atom,
Tanri olabilir mi? Hic günes, sinek yaratabilir mi?
Hiclik icindeki atom nerede, heplik gerektiren kâinata
ilah olmak nerede! Birbirlerine zit hava, su, günes
gibi cansiz unsurlar nerede, zitlari birlestirip yöne-
ten güc ve kuvvet sahibi Zat nerede!

Bunlardan anlayalim ki; hava, su, toprak, günes gibi
büyük unsurlara gücü yetmeyen aciz insanlar ve atalar
ve üstün kimseler de, Tanri yerine konulamaz, Tanrinin
üstüne cikarilamaz. Demek, "Tanri'nin ortagi yoktur".
Cünkü hizmetkâr efendisine ortak olamayacagi gibi, ya-
ratilmislar da Yaratan'a ortak olamaz, ortak yapila-
maz. Cünkü Yaratan'in acizligi yoktur, gücü sonsuz ve
sinirsizdir.

Tanriligin gereklerini gördükten ve bildikten sonra
artik doga yasalarina ve tabiat kanunlarina da ilahlik
veremeyiz. Cünkü ilahligin geregi; ezelî ve ebedî ha-
yat sahibi olmak, isim ve sifatlarinin sonsuzlugu bu-
lunmak, i$ ve fiillerinin bütün kâinati kusatmis ve
her seye hâkim olmus olmasi gibi sabit gerceklerdir.
Bu gerek ve gerceklere sahip olmayan bir varlik, ilah
olamaz.

Simdi doga yasalarina ve tabiat kanunlarina bakalim:
Bunlar sadece bir yasa'dir. Yasa ise, "yasa koyucu"yu
gerektirdiginden, o yasalar Yaratici olamaz. Onlar ol-
sa olsa ancak Yaratan'in, kanun ve yasa $ekline sokul-
mus irade ve istegi, ihtiyar ve seckisi olabilir. Ya-
salar ise kendi ba$ina bir i$e yaramadigindan, o yasa-
larin sahibi Allah olacaktir. Yani dogmasi, dogurmasi
olmayan tek Tanri'nin. Evet sizin Tanriniz ezelî ve e-
bedîdir, öncesiz ve sonrasizdir. Yani her seyin önünde
ve sonunda O vardir. Dogmasi, dogurmasi yoktur. Bir
sey hem yaratici hem yaratik olamayacagindan, kendi
kendine olu$um yoktur. Yaratan'in her seyden önce var
olmasi ise, kendi kendine olusum degil, bizzat var o-
lustur. Sonradan olanlar, kendilerini Oldurucu ile ki-
yaslayamazlar. Cünkü Yaratan yaratilana benzemeyecegi
gibi, yaratilan da Yaratan'a benzeyemez. Yani insan
bir yaratiksa, Yaratici da yaratik gibi olamaz, Yara-
tan yaratilamaz. Yaratilan, Yaratici olamaz. Demek Al-
lah'in oglu, kizi yoktur. Hem yaratilan, Allah'a kiz,
ogul olamaz. Cünkü Allah ezelî ve ebedî oldugundan, O'
nun oglu, kizi olsaydi, onlar da ezelî ve ebedî olur-
du. Varliklari kâinattan sonra degil, kâinattan önce
olurdu. Halbuki insan kâinattan sonra varedilmistir.
Demek insanlar, Allah'a kiz, ogul olamaz. Hem ezelî ve
ebedî olanin dogumu dogurmasi olmaz. Dogumu, dogurmasi
olanin, ezeliyeti ve ebediyeti olmaz. Ezeliyeti ve e-
bediyeti olmayan da ilah olamaz.

Simdi bir de "madde ve atom ezelî olabilir mi" ona ba-
kalim: Bilim dünyasina bakildiginda evrenin dogusu ve
maddenin enerjiye dönüsü gösteriyor ki, atom ve madde-
nin ezeliyeti yoktur. Eger atom ve maddenin ezeliyeti
olsaydi o zaman her sey "Yaratici" seviyesinde kala-
cakti. Yani hic bir yaratik olmayacakti. Halbuki bütün
evren yaratiklarla dolmustur. Hic birisinde evreni ya-
ratacak bir güc ve kabiliyet görülmemistir. Hersey ya-
ratik olmustur ve yaratik kalmistir.
-7-
Hem atom ve maddenin ezeliyetinin olmamasi gerekir.
Cünkü bu kâinat ve kâinatlilarin olusabilmesi icin
madde ve atomun var edilip yok edilebilmesi hem bir de
dogup ve ölmesi gerekiyor. Eger atom ve madde ezelî
olsaydi hic birsey olusamayacakti veya olu$saydi her
sey olustugu andaki gibi kalacak o zaman kâinatta $a-
hit oldugumuz degisim ve dönüsüm olmayacakti. Yani
yildizlar ve galaksiler dogup ölmeyecek, mevsimler
dönmeyecek, insanlar dogumsuz veya ölümsüz olacak ve
hersey sabit kalacakti. Fakat bütün bunlarin ziddina
sahit olup durdugumuzdan anliyoruz ki, madde ve atom-
da, kâinat ve kâinatlilarda ezeliyet yoktur. Bundan da
anliyoruz ki ezeliyet, ancak gercek Tanri'nin özelli-
gidir ve yalniz O'nun tekelindedir. Demek ezeliyet,
yani herseyin öncesinde olus, atom ve maddenin i$ine
yaramaz. Cünkü olusum icin atom ve maddenin dogumlu ve
ölümlü olmasi gerekir. Ölümü ve dogumu olanin da Tan-
riligi kalmaz ve dogmaz. Demek ezeliyet, ancak gercek
Tanri'ya özgüdür, atom ve maddenin i$ine yaramaz ve
onlarin ezeliyete kabiliyeti yoktur. Cünkü yaratiktir-
lar. Yaratik olanlar ise, Yaratici olamazlar. Yani ne
atom, ne de atomlarla olusturulmus sey ve sahislar ve
insan, bu kâinat ve evrenin sahibi olamazlar. Evrenin
sahibi olamayan da, kendi kendinin sahibi olamaz. De-
mek hersey bir "yaratik"tir. Yaratik ise, "Yaratici"yi
gerektirir. Demek bu kâinat ve evrenin, evrenli ve kâ-
inatlilarin gözle görülmez bir "Yaratan"i vardir.

Simdi bu gercekler karsisinda bir de $u iddia ortaya
atilabilir: "Madem enerji maddeden, madde enerjiden
cikiyor, öyle ise enerji ezelîdir. Madem enerjinin e-
zeliyeti var veya görünüyor, öyle ise enerji bizim
Tanrimizdir veya Tanrimiz olabilir!"

Bir kere degisip dönüsenlerden ve birbirinden türeyen-
lerden Tanri olmaz. Cünkü Tanriligin en önemli özelli-
ginden biri, degisip dönüsmemek ve baskasindan türeme-
mektir. Sonra "yumurta tavuktan, tavuk yumurtadan ci-
kar" örnegi gibi de olamaz. Cünkü birsey kendi kendini
yapamaz. Cünkü birbirine bagli bir zincir halkalarinin
son halkasina vardigimizda artik $u soruyu sormali,
silsileyi, zincirleme sürüp gitmeyi kesmeliyiz: "Bu
zinciri kim yapti?" Cünkü halka halkayi yapamaz.O hal-
kayi yapip birbirine baglayan bir usta muhakkak var-
dir. Evet, maddenin enerjiden, enerjinin maddeden cik-
tigi görünüyor. Peki bunlari yapan ve birbirinden ci-
karan kimdir? I$te bu soruyu sormayan insan sapikliga
gider ve asilsiz sey ve sahislari kendine Tanri yapmak
zorunda kalir.

Enerji maddenin "ruhu" seviyesinde oldugundan, enerji
maddeden öncedir. Fakat enerjinin kendi basina ezeli-
yeti yoktur ve Tanri olamaz. Cünkü Tanri olmak icin
sadece enerji olmak yeterli degildir. Enerji, Tanri'
nin "kudretinden"dir. Yani Tanri'nin enerjisi vardir.
Fakat Tanri, enerji degildir. Enerji, Tanri olamaz.
Cünkü Tanri'nin -ezelî ve ebedî olarak- hayati vardir,
ruhu vardir, isigi vardir, enerjisi vardir, secki ve
istenci vardir. Fakat Tanri sadece onlardan bir tanesi
degildir ve olamaz. Bütün kâinati kusatan görme, duy-
ma, bilme ve konusma'dan baska ezelî ve ebedî olarak
ruh, hayat, enerji, isik, secki ve istenc sahibi olma-
yan bir kimse Tanri olamaz. Demek enerjinin Tanrilikla
bir ilgisi yoktur ve olamaz. Enerji, olsa olsa ancak
Tanri'nin "kudreti" olabilir ve "O'nun kudretinden ci-
kan bir kuvvettir" denebilir. "Enerji, Tanri'nin bir
parcasidir" denmemelidir. Cünkü parca olmak, maddeden
olan seylerin özelligidir.Tanri ise maddeden degildir.
Tanri'nin parcalanmasi yoktur ve olmaz. Öyle ise, "e-
nerji, Tanri'nin sonsuz kudretinden yansiyan bir kuv-
vettir" denmeli. Enerji kendi basina bir i$e yaramadi-
gindan, Tanri, enerjiyi maddeye "ruh" yapmis. Madde
beden ise, enerji ruh'tur. Madde ve enerji, Allah'in
güc ve serveti olarak Allah ile birlikte var olabilir,
fakat Allah'tan önce var olamazlar. Demek, "madde ve
enerji ezelî olamaz" sözünden bunu anlamaliyiz. I$te
bizim Tanrimizin ve tabiatimizin, madde ve enerjimizin
icyüzü -tanitma kusurlari bize ait olarak- budur. Biz-
ler ise Tanri'nin, tabiatta su ve topraktan yarattigi
ve ruhundan üfledigi "$uurlu aynalar"iz. Bu aynalarda
Tanri kendini seyreder...
-8-
Simdi bir de "tesadüf"e bakalim. Yani acaba "bu evre-
nin yapicisi tesadüf müdür?" sualini soralim: Tesadüf,
"ba$ibo$ kalmis hareket" demektir. Bir hareket basibos
da kalsa yine o hareketin bir "Sahibi" vardir. Yani o
Sahip olmadan o hareket dogamaz. Fakat, o hareket Sa-
hibi de hicbir i$ini basibos birakmaz. Cünkü evren ve
kâinata ait i$ler basibosluk kaldirmaz. Cünkü evrenin
i$lemesi muhakkak bir denge ve düzeni gerektirir. Ba-
sibosluk ise bütün kâinati kaos ve karisikliga düsü-
rür. Bu da, kâinatin yikimi demektir. Madem karsimizda
tikir tikir i$leyen bir kâinat görüyoruz, demek hicbir
sey sahipsiz ve basibos degildir.Demek tesadüf yoktur.
Demek tesadüf, denge ve düzenlik icindeki kâinati yük-
lenemez. Böyle bir kâinat tesadüfe havale edilemez. E-
vet, madem tesadüf kâinatin i$leyisini yüklenemez, te-
sadüfün bir e$i olan ikilik ve ortaklik da kâinata gi-
remez. Demek bu kînatin Ilâhi, Tanrisi, Allah'i tek o-
lacaktir. Tek olmali ki, hersey denge ve düzene kavu$-
sun, ba$kasinin fiil ve fikirleri i$i bozmasin. Madem
bu kâinat denge ve düzendedir, o halde onun Tanrisi da
tek'tir. Yani: "Allah'tan baska ilah yoktur".

Iste ey insanlar! Sizin gercek Tanriniz budur. Yani
sizin Tanriniz tek ve ortaksizdir. Dogmamis ve dogur-
mami$tir. Öyle ise siz de O'nu bir bilin, böyle tani-
yin. Kalp ve aklinizda ya$atacaginiz Tanri bilinci
bundan baskasi olamaz ve olmamalidir. Sizin gercek
Tanriniz tek oldugu gibi, gercek göreviniz de O'nu
birlemek'tir. Yani: "Sen, tek ve ortaksizsin Allahim"
demektir. Öyle ise "birlemeci" olunuz. Bu gerceklere
teslim olunuz. Iste sizin gercek dininiz, gercek inan-
ciniz ve gercek bilinciniz: Birlemecilik ve Teslimci-
lik'tir. Öyle ise siz de Birlemeci ve Teslimci olunuz.

Simdi $öyle bir sual daha aklimiza takilabilir: "Madem
bizim bir Tanrimiz var, peki O'nu neden görmüyoruz?
Gözümüzle görsek de, süphemiz kalmasa!"

Bu suali cevapliyabilmek icin önce $u gercegi bilmek
lâzim: "Var olmak icin görünür olmak $art degildir" ve
"Madde ötesi varliklar göz ile görülmez". Meselâ: Bey-
nimizin i$igi olan aklimizi ve bedenimizin sultani o-
lan ruhumuzu göremeyiz. Fakat onlarin varligindan $üp-
he etmeyiz. Cünkü aklimiz olmasa, anlayi$imiz olmaz.
Ruhumuz olmasa, fiil ve hareketlerimiz olmaz. Demek,
görünmemek olmamaya delil olamaz. I$te, simdi biz cev-
remize bakacagiz: Yerde ve gökte ve bütün kâinatta ya-
raticilik ve ya$aticilik ve yöneticilikle ilgili sayi-
siz fiil ve hareket ve faaliyetler görüyoruz. Fail ol-
madan fiil olamayacagina göre elbette bütün bu fiil ve
hareketlerin cok büyük ve yüce bir Fail'i ve Hareket
Ettirici'si olacaktir. Bu Hareket Ettirici'yi inkâr
etmek, o eylem ve faaliyetleri yalanlamak olur. O hal-
de, O'nu görmeden inanmak zorundayiz. O'nun görünmeme-
si ise, maddeden olmadigindan, ziddinin bulunmadigin-
dan ve varliginin ruh ve i$igi bütün kâinati ku$atmis
olmasindandir. Deniz icindeki balik, denizi seyredeme-
yecegi gibi, varlik denizindeki bizler de o Varedici'
yi göremeyiz. O'nu görebilmek icin önce varlik deni-
zinden cikmak, yani dünyadan ötedünyaya gecmek gereki-
yor. Orada da O'nu ancak "cennetlikler" görebilir.
Cennetlik olmanin ilk temel $arti da, Teslimci ve Bir-
lemeci olmaktir. Teslimcilik ve Birlemeciligi olmayan-
lar ise, cehenneme atilacaklardir. Cünkü bu kâinat ve
evren bosuna i$letilmemektedir. Onun i$letilmesindeki
en büyük amac; insanlarin, Yaratanlarini eksiksiz ve
kusursuz bilmeleri ve O'na baglanmalaridir. Bu bilinc,
inanc ve baglanci kazanmamis olanlar, kâinat ve evren-
in i$letilmesini bo$una cikarmis olacaklarindan, niha-
yetsiz bir cinayet i$lemis sayilacaklar ve ebedî bir
azabi hakedeceklerdir.

Iste ey insanlar! Sizin dünyada en önemli i$ ve vazi-
feniz, Birlemecilik ve Teslimcilikle bu azaptan kur-
tulmaya ve kurtarmaga calismaktir. Bu calismaya katil-
mayanlar, dünyanin en büyük zalim, diktatör ve emper-
yalisti olarak damgalanip ötedünyada atese atilacak-
lardir. Öyle ise bu atesten sakininiz! Sizin icin cen-
net ve cehennemden baska yer yoktur. Ölümle yok olup
kurtulamazsiniz. Ki$ta ölen bitki ve agaclarin baharda
dirilmeleri gibi, sizler de bu dünyada ölüp, ötedünya-
nin baharinda diriltilecek ve hesaba cekileceksiniz.
Yani dünyada yaptiginiz iyilik ve kötülükleriniz kar-
siliksiz kalmayacaktir. Öyle ise sizi kurtaracak "Bü-
yük i$"e yöneliniz. o i$iniz ise önce özbenliginizin
inancsizligini, inkârciligini ve ortakciligini yikmak-
tir. Bu yikimi yapan, en büyük devrimi yapmis olur.
Demek vazifeniz devrimciliktir. Yani herkes kendi kö-
tülükcülügünü yikmakla sorumlu ve görevlidir. Öyle ise
haydi devrime! Haydi kurtulusa! Kurtulusunuz kutlu ol-
sun!
TABIAT ALLAH OLAMAZ, ALLAH TABIAT DEGILDIR!

Zaman: Yeni Cag'a iki kala (1998).
Mekan: Avrupa.
Makam: Kurtulus.
Boyut: Kur'anizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *

Tuesday, March 27, 2007

ALLAH'IN MEHDISI MEHMED NUR'AN DIYOR KI:

Ey alevîler ve sünnîler!

Allah; "Peygamberinizin yolundan gidin, onun aile ve akra-
basını sevin" der. Fakat "bölünüp parçalanın ve birbirinize
düşmanlık edin" demez.

Eğer bir sünnîlik, Peygamberin yolunun zıddına gidiyorsa ve
bir alevîlik de Peygamberin yolundan gitmiyorsa, o alevîlik
ve sünnîlik terkedilmelidir.

Peygamberin yolundan giden, onun ev halkını ve halifelerini
sever. Onları sevenler de, Peygamberinin yolunun tersine
gitmezler; Müslümanlar arasında ırkçılık ve düşmanlık yarat-
mazlar.

Ey "Müslümanım" diyenler!

Eğer sevdiklerinizi Allah için severseniz, sevginiz meşrudur.
Eğer onları Allah ve Elçisinin üzerine çıkarırsanız, sevginiz
bâtıl ve gayri meşrudur. Eğer "Müslüman" iseniz, dünyanız-
dan gayri meşru muhabbetleri çıkarınız ve onları dünyanıza
sokmayınız.

Ey Müslümanlar!

"Alevî"-Sünnî" ayrımı yaparak birbirinizi bölmeyiniz ve ken-
dinizi öbürünüze üstün tutarak ırkçılık yapmayınız. Bunlar
Kur'an'ınızda menedilmiştir.

Hz. Ali(r.a) bir "Muhammedî" idi. Öyle ise hepiniz Muham-
medî olunuz. Muhammedîlik ise, Allah'a teslimcilikten iba-
rettir. Kurtulanlar da, Allah'a teslim olanlardır.

İyi biliniz ki, Allah'ın kitabında ve elçisinin dinsel yaşantısın-
da alevîlik-sünnîlik diye bir yol ve ayrım yoktur. Ehl-i Beyt'i
sevmek ise, Allah ve Elçisi hesabına olmalı. Bu hesap dışın-
da kalan bir Ali severlik, Müslümanlıktan çıkıştır. Allah ve
Elçisinin sevgisi üzerine çıkarılan bir Ali severliğin ve ayrım-
cı-ayrılıkçı güçlerin önderlik ve egemenliğine İslamlı ülkelerde
izin verilmeyecektir ve verilmez. Çünkü Allah(cc) şirke ve
bölünmeciliğe razı değildir.

Eğer halife severlik Allah ve Elçisi içinse, bunda bütün Müs-
lümanlar eşittir. Bu halde "alevîlik"-"sünnîlik" ayrımı da orta-
dan kalkar ve kalkmalı, Müslümanlar bir bütün olmalıdır.
Yüce Allah da sizin birlik ve bütünlüğünüzü istemektedir.
Şimdi kendinize sorunuz: "Allah'a teslim olanlar" mısınız, yok-
sa "başka bir şey" mi? "Kardeşlikçi" misiniz, "Irkçı" mı?
"Birlikçi" misiniz, "ayrılıkçı" mı? Cevaplarınız olumluysa, yo-
lunuz açık olsun!

Not: Unutmayınız! Birlik noktanız; alevîlık-sünnîlik değil,
"ALLAH'A TESLİMCİLİK"tir.

Tuesday, October 24, 2006

BÜTÜN iNANCLILARIN ORTAK DUASI

BÜTÜN INANCLILARIN ORTAK DUASI

EY ÂLEMLERiN MERHAMETLi SULTANI!
SANA HADSiZ $ÜKROLSUN.
EY HESAP GÜNÜNÜN E$SiZ SAHiBi!
BiZ ANCAK SANA TAPAR,
ANCAK SEN'DEN YARDIM iSTERiZ.
ÖTEDÜNYASI OLMAYAN
VE BiZiM DUALARIMIZA CEVAP VEREMEYEN,
BiZiM TANRIMIZ OLAMAZ.
BiZiM TANRIMIZ ANCAK SEN'SiN!
EY BiZiM GERCEK RABBIMIZ!
BiZi, "ALLAH'TAN BA$KA iLAH YOKTUR"
DiYEN iSA VE MUSA VE MUHAMMED'iN
YOLUNA GÖTÜR.
SENi TANIMAYAN VE iNKÂR EDEN
ATEiST, DARWiNiST, NATURALiST
VE MATERYALiSTLERiN YOLUNA DEGiL.
DUAMIZI KABUL BUYUR.

Not: Bu dua, Allah'in Mehdisi Mehmed Nur'an'a
aittir.

Tuesday, October 17, 2006

IKAZNAME

(Avrupa Kur'anistleri'nin 2002 yilinda Mehdi inkârcilarina
vermis oldugu cevabin DÖRDÜNCÜSÜ.)


I K Â Z N A M E

(Âhirzaman Mehdisini inkâr edenlere
verilen bir cevaptir.)

celâlliAllahinadiyla


Cevabiniza cevap vermeyi gerek görmemistik. Ancak su
kadarini söyleyecegiz:

Âhirzaman Mehdisini inkâr edenlerin inkâri karsisinda:
"Allahim! Bizi dogrula, yalanci cikarma!" dedikten
sonra su sözler ilham edildi:

Yaptiginiz inkârla, Hz.Peygamberi inkâr eden ehl-i ki-
taba benzemissiniz. Allah'in Mehdisine Müslümanlik ög-
retmeye kalkmayin. Onunla din yarisi yapmayin. Allah'
in Mehdisine uymadikca Müslümanliginiz bes para etmez.
O yaptiginiz inkâr ve küfürler de ancak size döner.

Ilminiz tam degil. Bir cok konuda önceki gibi gene ya-
niliyorsunuz. Kâfirlik damgasini geri cekerseniz, o
noktalari size gösteririz. Yoksa cehâletinizle kalir-
siniz. Bir zamanlar bir partiye oy vermeyenler kâfir-
likle damgalaniyordu. Simdi de sizin görüsünüze uyma-
yanlar mi kâfir oluyor! Fakat sizin kâfirlik damgasi
basmanizla bu dünyada kimse kâfir olmaz. Allah'i ve
Peygamberini inkâr eden yok. Sözlerimizi anlamiyorsu-
nuz veya anlamak istemiyorsunuz veya "herkes sizin gi-
bi düsünsün" istediginizden, anlatmak istediklerimizi
carpitiyorsunuz, tersinden anliyorsunuz. Birtürlü dog-
rusundan anlayamiyorsunuz.

Din, Allah(c.c)in Mehdisinin getirdigine göre mi, yok-
sa sizin eski görüsünüze göre mi anlasilacak? Haddini-
zi asmayin!Cokbilmis ve bilgiclikle Allah'in Mehdisine
galip geleceginizi mi saniyorsunuz? Allah'in Mehdisi,
Allah(c.c)in ögrettiklerine göre degil de sizin dar,
geri, vahsî görüsünüze göre yapilmis Kur'an yorumlari-
na göre mi hareket edecek? Ya "biz de Mehdiyiz" deyin,
sahtekârliginizi ilân edin, ya da sözümüzü dinleyin
mücadeleyi kesin.

Bizden bir mucize istiyorsunuz. Bir mucize sudur: Türk
Ordusuna ve Hükümetine; "dindarlara yapmakta olduklari
zulümlerine son vermelerini, yoksa yakinda bir felâ-
ketle tokatlanacaklarini" haber verdik. Uyarilarimizi
dinlemediler. Üc-bes ay sonra da Marmara depremiyle
tokatlandilar. Bir avuc laik zalim yüzünden otuzbin
masum insan mahvoldu... (Ev adresinizi verirseniz, bu
konuyla ilgili uyari bildirilerini size gönderebili-
riz. Eger adres vermeye korkarsaniz, Islâmî gazetele-
rin arsivinden o bildirileri isteyebilirsiniz -eger
atmamislarsa-.)

Ikinci Mucize: Taliban Liderine bir talimat verdik.
Talimatimizi tam dinlemedi. Bu yari itaatsizligin ce-
zasi olarak ordusu Afganistan'da imha edildi, iktidar
ve saltanati yok oldu. (Bunun sahidi bazi Islâmî gaze-
telerdir.)

Simdi sira Irak Liderinde... Eger talimatimizi dinle-
mezse, o da helâk edilecek. (Nihayet o da helâk oldu!)

Iste size ikibucuk mucize! Bu mucizeden sonra Allah'in
Mehdisini inkâr ederseniz, Allah'i inkâr etmis olursu-
nuz.

Bu kadar mucize yeter mi? Yoksa kökünüzü kesecek bir
deprem mi yaratalim?

Daha baska mucize istiyor musunuz? Demek, bizden muci-
ze istemek tehlikeli olabiliyor... O halde bizim elci-
ligimizi inkâr ederken dikkatli olmalisiniz. Bir ihti-
mal payi birakip, inkârda aceleci olmamalisiniz.

Eger bu mucizeler de sizi tatmin etmezse, o zaman "si-
zin keyfinize göre mucizeler gösteren baska bir mehdi"
gelinceye kadar beklemek zorundasiniz. Tabii gelirse!
Âhirzaman Mehdisini inkâr etmis olarak ölmek de var i-
sin icinde...

Dünya ordularini kullanabilecek mânevî bir güce sahip
olan Allah'in Mehdisine karsi koyacak bir gücünüz var-
sa, haydi karsi koyun! O zaman daha iyi anlasilir kim
kâfir, kim degil... Öyle ise Müslümanliginiza güvenme-
yin. Allah'in Mehdisine uymadikca Müslümanliginiz sizi
kurtaramaz.

Fazla söze gerek yok. Sizi zorlamiyoruz. Eger zorlar-
sak, muhakkak bir felâkete ugrarsiniz. Biz ise, sizin
felâketinizi degil, kurtulusunuzu istiyoruz. Kurtulus
ise, Âhirzaman Mehdisinin mânevî sahsi olan Kur'anizm'
e uymaktadir.

Sizin dar ve bâtil görüsünüz dünyaya hakem olamaz. Al-
lah'i, Kitabini ve Peygamberini siper yaparak dar ve
bâtil görüsünüzü dünyaya hakem yapamazsiniz.

Not1: Eger önderimiz yalanci ise, Allah ona derhal bir
ölüm versin. Eger dogrucu ise, bu sefer Allah size bü-
tün dünyaya ibret olacaginiz bir belâ versin. Eger bu-
na razi iseniz, Allah duamizi kabul etsin! Razi degil-
seniz, önderimizin elciligini inkâra hakkiniz kalmaz.
Inkâr ederseniz, zalim olursunuz; Müslümanliginiz da
havaya ucar.

Not2:Bu sözleri sizden baska Islâmî gazete yazarlari
da birlikte okudu ve Allah(c.c) da bunlara sahit oldu.

ÂHIRZAMAN MEHDISINI INKÂR EDENLERIN
BIR FELÂKETE UGRAMALARI COK YAKINDIR!

Yayinlayan: Avrupa Kur'anistleri
Yil: 2002

Mehdi'yi Inkâr Cabalari Bosunadir!

MEHDI'YI INKÂR CABALARI BOSUNADIR!

her caga bir dinsel baskan tayin eden ALLAHin adiyla


Bazi kimseler Mehdi'yi red ve inkâr babinda sormaktadir:
"Hani kurtaricilar nerede? Neden bir türlü gelmiyorlar da
$u milleti kurtarmiyorlar?" Yani: "Böyle bir beklenti sacma-
dir. Bu sacmalara kapilmamaliyiz" demek istiyorlar.

Elcevap: Hz. Muhammed(sav)in gönderilmesiyle hersey ol-
mus bitmis degildir. Cünkü, akil ilerlemede ve hayat sartlari
degismede oldugu icin, insanligin ihtiyaclari da farklilasmak-
ta ve degismektedir. Bu degisim de bir yenilesmeyi gerek-
tirmektedir. Peki, Kitap ve Peygamber'in bulunmadigi veya
tesir gösteremedikleri zamanlarda bu yenilesme nasil gercek-
lesecektir?

Bu dünya ve insanlik sahipsiz olmadigindan ve onlarin "Allah"
isimli bir sahibleri bulundugundan, elbette o Sahip, insanliga
sahipligini gösterecek ve bunun icin de insanlar icinden bazi
kimseleri secerek, onlari "dinsel baskan-imam" tayin edecek-
tir. Bu tayin etmenin olmamasi, Allah'in adaletine, merhame-
tine, amacliligina ve sahipligine zittir. I$te bu zitliga meydan
vermemek icin yüce Allah her asir bir Dinsel Baskan görev-
lendirerek dinini yenilemekte ve Kur'anini korumaktadir.

Eger bu yenileyicilik olmasaydi, Kur'anin korunmasi mümkün
olmazdi. Cünkü Kur'an'in korunmasi, onu saklayarak veya
ezberleyerek degil, onun dogru anlamini bilerek ve muhafaza
ederek mümkündür. Eger böyle bir koruma olmasaydi, her-
kes kendi kafasina göre yaptigi yorumu din ve Kur'an haline
getirir, herkesin kendi anlayisina göre ayri bir Kur'ani olur,
birbirinden farkli yüzlerce binlerce Kur'anlar ortaya cikar ve
sonucta Allah'in Son Kitab'i, Incil'in düstügü duruma düser-
di. (Allah, Kur'ani göndermeyi murad ettiginden Hz. Isa'nin
Kitabini korumamistir. Cünkü Son Kitap öncekileri icerdi-
ginden ve insanlari bölmemek icin Allah eski Kitaplari koru-
maya gerek görmüyor. O'nun icin sadece Son Kitab'in ko-
runmasi önem kazaniyor).

Koruyucu Allah elbetteki bu düsüse izin veremez. Bunun icin
de, Kitab'inin dogru anlamini verecek dinsel baskanlarini dev-
reye sokar. Onlar da gelirler, Kitab'in gercek yorumunu hal-
ka aciklarlar. I$te Kur'anin korunmasi da esas olarak böyle
gerceklesmistir. Yoksa sözleri hic degistirilmemis olmakta
gercek bir koruma ve korunma yoktur.

Cünkü ögretmensiz bir Kitap, söz yigini olmaktan öte gide-
mez. Ögrenciler icin nasil bir ögretmene ihtiyac varsa, insan-
lik icin de bir Elci'ye veya Dinsel Baskan'a ihtiyac vardir.
Her sinifin ögretmeni farkli oldugu gibi, her asrin dinsel Bas-
kani da farkli olur ve son gelen, bir öncekinden daha ileri
ve yüksek bir mevkide bulunur. Cünkü insanligin akil mer-
tebesi yükseldikce, Dinsel Baskan'larin da o mertebeye
uygun olmasi gerekir.

$imdi, Peygamber'in bulunmadigi ve Kur'anin hükmetmedi-
gi cag olan "yirminci asr"a gelelim. Bu asirda her yer güllük-
gülistanlik degildi. Tam aksine bütün dünyayi komünizm be-
lâsi sarmisti. Allah aciktan inkâr ediliyor, imansizlik göklere
cikariliyordu. Allah'tan, Iman'dan, Kitap'tan bahsedenler
hapislere tikiliyor, türlü türlü eziyet ve iskenceye ugratiliyor-
du. Bu küfür ve inkâr hâkimiyeti ve azinlikta bulunan inanc-
lilarin zillet ve perisaniyeti, 1919 lardan 1991'lere kadar sür-
dü.

Bu inkâr ve sapikliga batmis, karanliga düsmüs talihsiz asra
Allah elbette seyirci kalamazdi. Bunun icin de o cagi küfür
ve inkârdan temizleyecek Bediüzzaman Said Nursi isimli bir
Dinsel Baskan'ini görevlendirerek insanligin imanini kurtardi
ve Kur'anini korudu. Bu koruyuculuk sayesinde komünizm
ve dinsizlik yikilirken din ve inanc da büyük bir yükselis ve
$ahlanisa gecti. O karanlik ve dehsetli asrin ba$ini ve ortasi-
ni ya$amamis ve sadece sonunu görmüs olan biz Kur'anlilar
da, Allah'in bir Dinsel Baskan vasitasiyla yaptigi kurtaricilik
sayesinde bugünlere gelmis bulunuyoruz. Demek Allah kul-
larini kurtaricisiz birakmiyor.

Insanlik dünyasinda kurtaricilarin önemi büyüktür. Bir Ata-
türk olmasaydi, Türkiye emperyalizmin saldiri ve isgalinden
kurtulabilir miydi? Basta bir lider ve önder olmadan bunun
mümkün olmayacagini rahatlikla söyleyebiliriz. O halde i-
nanclilari Mehdisiz veya Mesihsiz birakma gayretlerine son
verilmelidir.

Diyorsunuz: "Kur'an calisin diyor, Mehdi bekleyin demiyor".

Ama dinin korunmasi da lidersiz, öndersiz, Mehdisiz olami-
yor. Eger olsaydi, Allah'in Elci ve Peygamber göndermesine
de gerek kalmazdi. Yasar Nuri, Fethullah Gülen, Ahmed Hu-
lusi ve Süleyman Ates gibi kimseler kendi kendilerinin Mehdi-
si olabilirler. Fakat geri kalan halk onlar gibi olamaz ve olami-
yor. Olamadigi icin de bir lider, bir önder veya bir Mehdi'ye
muhtactirlar. Haydi diyelim, kendi kendisinin Mehdisi olabil-
mis o kimseler bir kisim grup ve cemaatlerin hocasi, önderi
oldu. Peki bütün Kur'anlilara kim önderlik edecektir? Büyük
bir liderleri olmadan Kur'anlilar ne yapabilirler, nereye kadar
gidebilirler ve nereye kadar gidebilmislerdir? Kendi aralarin-
dan birini secmekle bu i$ hallolur mu? O secilmis kisi ne ka-
dar kabul görür?

Cünkü farkli görüs ve düsüncede olan grup ve cemaatler,
kendileri gibi görüp düsünmeyen bir lideri kabullenemezler.
Bu sorun da ancak "Allah'in secmesi" ve "görevlendirmesi"
yle cözülebilir. Bunun icin de bir "Mehdi"ye ihtiyac vardir.
Mehdi de bütün grup ve cemaatlerin görüs ve düsüncesi-
nin fevkinde olarak yalnizca Allah'in görüsünü, yani O'nun
(muradi)nin esasini vaaz ederek gereken birligi saglayabilir.
O ve onun birlestiriciligi olmazsa, inanclilar parcalanmislik-
tan kurtulamazlar. Evet, bir ülke Basbakan'siz olamayacagi
gibi, Kur'anlilar da Mehdi'siz olamazlar. Ne zaman bir ülke
Basbakansiz yönetilebilirse, o zaman inanclilarin da bir Meh-
di ve Mesih'e ihtiyaclari kalmaz.

Bir Peygamber sözü olan: "Mehdi bir gecede dünyayi ada-
letle doldurur" hadisine $a$anlar var ve bu saskinliklari do-
layisiyla da o hadisin "uydurma" oldugunu iddia ediyorlar.

Evet, Hz. Mehdi elbette bir "Süpermen" degildir. I$lerini de
hokus pokus yaparak halletmez. Fakat Allah'tan bilgi ve i-
$ik almis ve O'ndan yardim gören o müstesna kisi, insanli-
gi Hakk'a, Adalet'e ve Dogrulug'a erdirmedeki bütün hâri-
kaligini, mûcizelerden degil, cagin sartlarindan ve o sartlarin
getirdigi kolayliklardan kazanir. Meselâ günümüzde ulasim
ve iletisim araclari dünyamizi bir köy ve oda kadar kücült-
müs bulundugundan ve her an her yere ruhen veya fiziksel
olarak ulasmak mümkün oldugundan, Mehdi'nin bir gün ve-
ya bir gecede bir bildiriyle bütün dünyayi adalete erdirmesi
imkân dairesine girmis ve kolaylasmistir. Bunun icin Mehdi
ve Mesih, kücük bir ülkeyi yönetir gibi bütün dünyayi
(mânen) kolayca idare edebileceklerdir.

Buraya kadar söylediklerimizden anlasilacagi gibi, Mehdi ve
Mesih'in inkârinda kâr degil, zarar ve mahrumiyet vardir.
Bir Abdulkadir Geylânî(RA) devrinde onun Kutup'lugunu
kabul edip, imanin ve Kur'anin yeni yeni sirlarina ermenin
neresi kötüdür? Bir Imam-i Gazâli(RA) caginda o büyük
Akl'a ittiba edip, imanî aklin mükemmelligini kesfederek
sapik felsefelere karsi mücâdele vermenin neresi zararlidir?
Bir Mevlâna Celâleddin-i Rûmî devrinde bir Sevgi ve A$k
Adami'nin i$igina kapilip onun mânevî Günesi altinda ve
Mesnevîsi icinde Kur'anin yeni hakikatlariyla müserref ol-
mada ne gibi bir sapiklik vardir? Bir Bediüzzaman zama-
ninda, o vaktinin e$sizi olan Zat'a talebe olup imansizliga
karsi cihad etmenin ve Allah'in gercek bir mücâhidi olma-
nin neresi yoldan cikistir? Ve nihayet Yeni Cag'da Allah'in
Mehdisi MEHMED NUR'AN'a biat edip dinî anlayisi ye-
nileme devrimine katilmada ne gibi bir terslik veya (kâfir-
lik) vardir?! Demek "Kitap bize yeter, ögretmene gerek
yok" demenin hic bir anlami ve kiymeti yoktur, ama anlam-
sizligi ve degersizligi pek coktur. Biraz akli olanlar bu anlam-
sizlik ve degersizlige gark olmazlar ve hemen hemen hic bir
asrin Imamsiz ve Baskansiz birakilmadigini da anlarlar.

Hz. Peygamber(sav)in sözlerinin "uydurma" kabul edildigi,
tesirinin yok sayildigi bu Yeni Cag'da Allah'in bir Mehdisi'
ne o kadar muhtaciz ki, onun olmamasi ve bulunmamasi
asla mümkün olamaz! Cünkü bu imkânsizlik, Allah'in "sa-
hipligi"yle katiyyen uyusamaz ve uzlasamaz. Bunun icin de
o büyük Sahip bir Mehdisini yeni cagimiza göndermis ve
onu görevlendirmis bulunuyor.

Bilmelisiniz ki, baglandiginiz liderlerden hic birisi Mehdi'nin
yerini tutamaz ve dolduramazlar. Cünkü Allah tarafindan
görevlendirilmemislerdir ve O'ndan aldiklari bir yetki ve
elcilikleri de yoktur.

Bu durumda Allah'in Mehdisi'ni inkâr etseniz ne olur? O yi-
ne de vazifesini yapar, Allah'tan aldigi görevi yerine getirir
ve getirmektedir. Dünyada bunu engelleyecek hic bir güc
yoktur. Cünkü onun arkasinda yikilmaz Koca Allah vardir!

(Bu sözler karsisinda: "Allahu Ekber" diyoruz!)

CAGI DEGERLENDIRMEDE ZARARDA OLANLAR
ALLAH'IN MEHDISINDEN GAFLET EDENLERDIR!

Yayinlayan: Avrupa Muranistleri
Ekim 2006

Monday, September 04, 2006

DÜZENNAME

(Dünyanin düzelmesini isteyenler icin)

D Ü Z E N N A M E

düzeltenleri seven Allahin adiyla


Ey basinda "akil" tasiyan varlik! Sen, "INSAN"sin. Ya-
ni "herhangi bir varlik" degilsin. Sana hic kimse önem
vermeyebilir. Veya kendini önemsiz ve vazifesiz sana-
bilirsin. Fakat sen, kendi kendinin veya $unun bunun
mali, mülkü ve kölesi degilsin. Senin bir Sahibin var.
Senin gercek Sahibin, seni Yaratan'dir. Öyle ise sen
kendini, senin veya senin gibilerin ölcüsüyle degil,
seni Yaratan'in ölcüsüyle ölc, tart.O zaman göreceksin
ki, sen bir "hic" degilsin. Yaradilmislarin en güzeli
ve en güzel yaratilmisi olan sen, görev ve sorumluluk-
ca ve en üst rütbede $u görkemli kâinat kitabinin an-
layisli bir okuyucusu, yeryüzü ve gökyüzü sayfalarinin
hayretli bir seyircisi, kendilerine özgü dilleriyle
Yaratan'i anip yücelten varliklarin uzdilli ve bela-
gatli bir sözcüsü, yaratilmislarin usta bir bakani,
yerkürelilerin adil bir yöneteni ve Yaratan'in cok
saygin ve onurlu bir misafirisin. Bütün varliklari sa-
na boyun egdirmis oldugundan anlasiliyor ki, herseye
gücü yeten o Yaratici, sana cok önem vermektedir. Cün-
kü sen O'nun en kiymetli eseri ve aynasisin. Bunun icin
O'nun nazarinda senin pek büyük bir önemin var. Bu ö-
nem geregi olarak sana bir akil verilmis. Ta ki, sa-
hipligini yaptigin bilis ve anlayis i$igi olan o akil
ile Yaraticina hitap edebilesin ve O'nun tarafindan
sana hitap olunabilsin. Tâ ilk insandan bu yana Yara-
ticin sana cok hitaplar etmis, pek cok kitaplar gönder-
mis. Simdi o hitaplar ve kitaplarin bu zaman insanla-
rina da i$iklanan yorumsal bir özetini okuyacaksin.

Okumalisin! Zira sen bilgisiz olarak dünyaya geldigin-
den ilk vazifen: "Okumak"tir. Ama neyi okuyacaksin?
Önce Yaratan'in bildirdiklerini okuyacaksin. Bu oku-
maktaki ilk ve esas amacin da, gercek insanliga ulas-
mak olacaktir. Bu ulasma icin de herseyden önce bir
DOGRU YOL'a muhtacsin. Bu yola erisebilmek de ancak
Yataticini dinlemen ve O'nun Düzeni'ne uymanla mümkün
dür. Unutma! Sen, dogumlu ve ölümlü bir varliksin. Yani
Yaratici gibi öncesiz ve sonrasiz degilsin. Yeryüzünde
süreli bir ya$atiksin. Dogmuslugun icin bir kimlige ve
kiminlige, ya$amin icin dogru yola ve düzenlige ve ö-
lümlülügün icin de saadetli bir ebediyete muhtacsin.
Bunlari bilmeden, bulmadan ve kazanmadan ya$iyamazsin.
Inancsizca ve bilincsizce bir ya$am sürmek sana yakis-
maz. Cünkü sen hayvan degil, seytan degil, "INSAN"sin!
Insan olusun geregi olarak, insanliga ve insanlasmaya
muhtacsin. Yaratan'a ve Öte dünyasina inanc ile insan-
liga girersin. Onun Düzeni'ne uymak ve dogru yolunda
yürüyüp iyilikci olmakla da insanlasirsin. Insanligi
ve insanlasmayi kazanmadan önce sen nötr haldesin ve
sifir derecedesin. Nötr halden kurtulup derecenin yük-
selmesini istersen, yani "insanlasmaya evet" diyorsan,
simdi gelecek sözleri dinle.

Eger senin cocugun: "Bana karismayin, ben kendi key-
fimce ya$iyacagim, kimse bana karisamaz!" dese, ne
dersin? Herhalde onun haddini, hududunu bildirirsin,
degil mi?

Iste ey insan! Sen de o cocuk gibi: "Ben kendi keyfim-
ce ya$iyacagim, kimse bana karisamaz!" diyemezsin.
Cünkü sen, bu dünyada tek ba$ina ya$amiyorsun. Bu dün-
ya mülkü de, senin mülkün degildir. Sen, toplumsal bir
varlik oldugun gibi, bu mülkün sahibi de sen degil, ancak
seni Yaratan'dir. Madem sen toplumsal bir varliksin ve ma-
dem bu mülk, senin mülkün degidir; o halde, baskalari-
na karsi sorumlulugunu takinip, gercek mülk sahibini
taniyarak, O'nun izni dairesinde ya$amak senin insan-
lik borcundur. Eger herkes kendi keyfince ya$amaya
kalkarsa ne olur, bu dünya ne hale gelir! Dünya hic,
bir düzene girer mi? Hak bir düzeni varsa, bu dünyanin
düzeni bozulmaz mi? Düzeni bozuk bir dünyaya ise ka-
risiklik, anarsi ve terör hakim olacagini biliyorsun.
Netice ve sonucta bunlar da senin huzurunu bozmaz, gü-
zel ya$amini cehenneme cevirmez mi, cevirmiyor mu?

-2-
Eger anarsi ve karisiklik icinde degil de baris, güven,
huzur icinde ya$amak istersen, kendi keyfini birakip,
Yaratici'nin emir ve istekleri dairesinde ya$amayi ka-
bul etmeli ve O'nun Düzeni'ne uymalisin. Gerci senin
devletin de, dünyanin düzenini saglamaya calisir. Fakat
senin devletinin, herkesin ba$ina bir polis dikecek ve
herkesin evine veya tepesine bir kamera yerlestirecek
durumu yoktur. Bu durumu olmadigindan herkes istedigi
sucu rahatlikla i$leyebilir, dünyanin düzenini bozabilir.
Ama sen,Yarata'in ya$am yasasina uyarak ve O'nun,
senin bütün yaptiklarini bildigini ve kaydettirdigini
ve kötülüklerine de ceza kesecegini bilerek kalbine ve
kafana bir gizli polis koyabilir, tepene de görünmez
bir kamera yerlestirebilirsin. Madem bu mümkündür,
öyle ise kendi keyfini birakip, Yaratan'in yasasina uy-
mali ve O'nun ceza vericiligine inanmalisin. Bu uyma
ve inanma ile hem devletine yardim etmis hem de top-
lumsal baris ve güvenligi saglamis olursun. Bu olumlu
hareketin de seni kücük bir devlet haline getirir, mâ-
nevî ve icsel bir büyüklük kazanirsin. Madem büyüklük,
insana yakisan bir olgu ve olumluluktur, o halde Yara-
tan'in cezasina inanmali, Düzeni'ne uymalisin. Uymali-
sin ki, dünyamiz yeni ve güzel bir düzene kavussun,
toplumsal baris saglansin. Cagimiz, "Mutluluk Cagi"
olsun.

Uyman gereken düzen'in esasi ise: HAK ve ADALET ve
NAMUS'tan ibarettir. Simdi bunlarin ne oldugunu birer
birer görelim.

H A K K nedir?
-Yaratan'in indirdigi ve bildirdigi gercek olan ve ge-
rekeni gereken yere koymak olan Hakk; Yaratan'in, ya-
ratilisin ve yaratilmislarin yasasina uymak ve hakla-
rini vermektir. Onlarin haklarini vermeyen, hakli ola-
maz, hak isteyemez.

YARATAN'in sende olan ilk ve esas hakki, O'na inanmak
ve baglanmaktir. O'na inanip baglanan, gercek sahibini
bulmus olur, öksüzlük ve sahipsizlikten kurtulur. Unut-
ma! Ölümlü ve zulümlü insanlar senin gercek sahibin o-
lamaz. Ölümü ve zulmü olmayan bir sahibi arayip bulmak
senin ilk i$in olmali. Yeryüzü ve gökyüzündeki varlik-
larin kime ait oldugunu sormak ve onlar icindeki sa-
natli yapilarin ustasiz olamayacagini düsünmek, seni
gercek sahibine götürecektir. Sahibini bulmadan, ge-
rekli inanci kazanmadan dünyada el atacagin hersey te-
melsiz, degersiz, anlamsiz ve ebediyetsiz kalacaktir.
Bunun icin Yaratan'a ve Ötedünyasina inanci olmayanlar
her an kayiptadir.

YARATILIS'in sende olan hakki, bilim ve teknige hâkim
olup, dünyanin denge ve düzenini saglamak ve korumak-
tir. Denge ve düzeni korumak ise; Hakk'a, Adalet'e ve
Namus'a uymakla birlikte israfciligi, kirletiliciligi,
bozgunculuk ve yikiciligi, ezme ve sömürmeyi terket-
mekle mümkündür. Unutma! Senin i$leyecegin en kücük
bir suc ve günah, dünyanin denge ve düzeninde bozulma
ve sarsilmalar meydana getirir. Bazen bazilarinin i$-
ledigi zulümler yüzünden de koskoca bir sehir, deprem
gibi bir felâketle yok edilir. Demek senin kücük bir
yikiciligin, büyük yikilislar meydana getirir. Eger bu
yikilislara meydan acmamak istersen zulüm ve kötülüge,
azginlik ve bozgunculuga yanasmamali, eger onlarin i-
cindeysen hemen onlardan cikmali ve uzaklasmalisin.
Sonra sigara, alkol ve uyusturucu gibi zehirli yikici-
lari da birakmalisin. Zira bir sigara dumaninin -kapa-
li bir yerde- onlarca kisiye zarari vardir. Alkol ve uyus-
turucunun zararlari ise bütün topluma ulasir. Havayi
ve cevreyi kirletmek de sigara ile baslar. Allah ise,
bozgunculari sevmedigi gibi, pisletici ve kirleticileri
de sevmez. Eger sevilmek istiyorsan $u ölcüyü
bilmeli ve ona uymalisin: Sana, faydasi zararindan
fazla olan seyler (kanunlar dairesinde) serbesttir;
zarari faydasindan cok olan seyler de Yaratanca ve
yaratilisca yasaklanmistir. Zarari faydasindan cok olan
seylerden ancak hayatî bir tehlikeden kurtulmak veya
cok önemli bir seyi elde etmek icin yararlanabilirsin.
Bu ölcünün disina cikmak, senin de ve senin
disindakilerin de aleyhine olacaktir

Dünyanin denge ve düzenini bozan en büyük israfcilik,
kirletilicilik, bozgunculuk ve yikicilik, ezme ve sömürme
ise; inancsizca ve öte dünyasizca bir ya$am sürmektir.

-3-
Inancsizca ve öte dünyasizca bir ya$am sürmek; dünya
ile uyusturulmus olmaktir ki, böyle bir uyusturulmanin
yaninda esrar, eroin gibi uyusturucular cok kücük ve
zararsiz kalir! Zira, beyaz uyusturucu, altmis yillik
bir ömrü mahveder. Dünya ile uyusturulmak olan kara
uyusturucu ise, ebedî bir hayati mahveder. Bunu icin
beyaz uyusturucudan cekinmen gerektigi gibi, kara uyus-
turucudan da daha cok cekinmeli ve ona mahkûmiyet-
ten kendini kurtarmalisin. Dünyanin denge ve düzen bo-
zukluklarinin asil sebebi de bu kara uyusturucudur. Bu
uyusturucudan kurtulmak istersen, kendine "kim" oldu-
gunu, "kimin" oldugunu ve dünyaya "nereden" gelip "ne-
reye" gidecegini sor; cevabini da Kur'anizm'den al ve
iste. Sonra kendine yepyeni Kur'anist bir ya$am kur.
Uyanik bir ya$am, kara uyusturucudan kurtulmakla müm-
kündür. Kara uyusturucudan kurtulmak demek, inanc ve
bilincle dünyaya hâkim olmak ve ona mahkûm olmamak
demektir.

YARATILMISLAR'in, bilhassa ve özellikle insanlik dün-
yasinin ve uygarliginin sende olan hakki ise; Hak ve
Adalet ve Namus ölcüleriyle medeniyet ve uygarligin i-
yi yönlerini almak ve korumak ve kötü taraflarini da
düzeltmek veya atmak. Sonra hakli devlete itaat edip
insan haklarini cignememek ve cignetmemek, insanlarin
hak olan haklarini haksizlikla kismamak ve örtmemek ve
zararli olacak olmasi disinda hak olan iyiyi, güzeli,
dogru, temiz ve faydaliyi yasaklamamak; harami helâl,
helâli haram yapmamak ve iyiligi emredip kötülükten
cekindirmek ve haksizliklara karsi mücadele etmektir.
Allah ve insan haklarini cignemek ve cignetmek cok bü-
yük bir haksizlik ve zulümdür. Haksizliklarla mücadele
ancak Hak Elcisi'nin kontrolü altinda yapilabilir.Hak'
in Elcisi ise, Kur'anizm'dir. Kur'anizm, Allah ve in-
san haklarindan sonra bitki ve hayvan haklarini da ko-
ruma altina alir.

A D A L E T nedir?
-Bir $eyi dengede tutmak ve ortalamak olan Adalet; hak-
ki kadar haklinin hakkini ve haksizin cezasini vermek-
tir. Meselâ birisi sana haksiz yere bir tokat atsa, se-
nin de ona bir tokat atmak hakkindir. Kavgayi kesmek
icin istersen bu hakkini bagislayabilirsin. Eger iki
tokat veya onun attigindan daha siddetli bir tokat a-
tarsan, haksizlik etmis olursun. Haksiz yere bir insa-
ni öldüren, bütün insanlari öldürmüs gibi olur. Yani
haksiz öldürme cok büyük bir zulüm ve yikiciliktir.
Hem Hakk nazarinda bir insan ile bin insan birdir.Hak-
sizca bir kimseyi öldürmemis veya bozgunculuk ve te-
cavüzcülük yapmamis bir insani öldürmenin cezasi, öl-
dürülmektir. Fakat adalet i$ini devlete birakmalisin.
Kimin hakli, kimin haksiz oldugunu ancak devlet ve a-
dalet karar verir. Cünkü cogu insan, haksizligini hak
yapabilir. Haksizliga ve anarsiye meydan acmamak icin
dâvâyi, adaletli Kur'anist devletin adaletine götürmen
gerekir. Allah'a ve hakli devlete baskaldirmanin ceza-
si ise, idam veya ebedî hapistir. Eger yakalanmadan
önce af diler, tövbe edersen cezan hafifler veya affe-
dilirsin, -sayet bir cinayet islememissen-.

Bunlar, bireysel ve hukuksal adalettir. Bir de, "top-
lumsal" ve "sosyal adalet" vardir. Sosyal adalet ise;
haksiz kazanc ve faizciligi terketmek ve her yil ihti-
yac fazlasi veya ticarette olan malindan yüzde üc veya
daha fazlasini devlet eliyle fakirlere ulastirmaktir.
Eger issizlik varsa, i$ saatlerini paylasmak gerekekir.
I$ sahibi olanlardan herkes -ilk care olarak- i$ saati
nin sekizde veya onda birini i$sizlere verse, i$sizlik
ortadan kalkar. I$ saatini paylasmak istemeyenlerden
de, paylasilmasi gereken i$ saatinin geliri kadar bir
ücret alinip i$sizlere dagitilmalidir. Bu paylasima
razi olmanin dünyadaki karsiligi, sosyal baris ve ada-
lettir. Paylasmamanin karsiligi ise, sosyal savas ve
catismadir. Paylasmanin öte dünyadaki mükâfati, ebedî
bir cennettir. Paylasmamanin cezasi ise, cehenneme git
mektir. Demek paylasmak da, paylasmamak da her iki
dünyada karsiliksiz kalmiyor. Cünkü dünyanin dönüsü,
insanin yaratilis ve ya$atilisi bosuna degildir.

-4-
N A M U S nedir?
-Irz, iffet, haya, edep gibi sir ve degerlerin genel
adi olan Namus ve Namus'tan maksat; kisaca aile ve
neslin korunmasidir. Yani nikâhsiz birlesimlere girme-
mek ve escinsellige yanasmamaktir. Sonra gencleri e-
gitmek ve cocuklari öldürmemektir. Namus'un korunma-
sinda kadin ve erkege büyük görevler düsüyor. Buna göre
namuslulugu secen kadinlar, acik sacikligi terketmeli-
dir. Cünkü dünyanin bozulmasi, kadinin soyunmasiyla
(yani acik sacikligiyla) baslar. Kadinin acik sacikligi
ise nikâh yolunu kapatir, fuhushane yolunu acar ve
erkekleri ahlâksiz ve tecavüzcü yapar. Bundan da yine
en cok kadinlar zarar görür. Bu zarara ugramamanin ve
tecavüzcülükten korunmanin ve kurtulmanin caresi, er-
kekleri veya kadinlari evlere hapsetmek degil, sadece
acik sacik giyim kusam tarzini terketmektir. O halde
namuslu olmak ve tecavüzden korunmak ve toplumsal
barisa katkida bulunmak isteyen kadinlar, cinsel arzula-
ri tahrik eden kiyafet anarsisine son vermelidir. Na-
muslulugu secen erkekler de, eslerinin acik sacikligi-
na izin vermemeli ve ciblak giyimli kadinlardan yüz
cevirmelidir. Sonra nikâhlanmasi yasak olan ve nikâh-
lamak istemedikleri kadin ve kizlari "seviyorum" deyip
kandirmamalidir. Namusta en büyük tecavüzcülük i$te
bu kandirmadir. Bu kandirmayi yapan ve ona bilinclice
razi olan, cok büyük bir cinayet islemis olur. Kadin hak-
larini savunanlar ise, erkeklerin haklarini da düsünmeli
ve Yaratan'in haklarini da unutmamalidir. Yaratan'in
haklarini cigneyenlerin hakciligina itibar edilmez.

I$te ey insan! Senin birinci vazifen: Okumak, ikinci
vazifen; HAKLI, ADALETLI ve NAMUSLU olmaktir.
Yani cahil ve inancsiz kalmamali; haksiz, adaletsiz ve
namussuz olmamalisin. I$te senin dogrulugun ve
dosdogru yolun budur! Öyle ise egrilige ve egri yollara
sapmamalisin. Yani keyfinin ardindan veya haksiz,
adaletsiz ve namussuz atalarin izinden degil; Hakli,
Adaletli ve Namuslu önderlerin pesinden gitmelisin. O
kutsal önderlerin bu zamandaki mânevî $ahsi ise, Kur'
anizm'dir. Kur'anizm'in gösterdigi dogru yolun icsel ve
ahlâksal ve toplumsal boyutunda ise sunlar vardir:

AKLin geregi; aldanmamak ve aldatmamak, dogru ve
gercekci olmaktir. Bu da, bilgili ve inancli olmayi ge-
rektirir. Bilgi ile aldanmaktan kurtulur, inanc ile de
aldatmaktan sakinirsin. Seytana ve seytanlasmisliga
aldanan cennetten olur. Insanlari aldatan da cehenneme
gider, -eger tövbe edip düzelmezse-. Cennete götürecek
dogruluk ise; özünde, sözünde, fiil ve niyetindeki
dogrulugun birligiyledir. "Her sözün dogru olmali, fa-
kat her dogruyu söylemek dogru degildir ve senin hak-
kin olamaz". Buna göre ferdi ve toplumu hakarete ugra-
tacak, incitecek veya tehlikeye düsürecek haksiz dog-
rulari saklamalisin. Aile, devlet ve kurumlarin hak-
sizliga varmayan sirlari da gizlenir. Bir hakki koru-
mak ve kurtarmak icin haksizliga varmayacak oranda ya-
lan kullanabilirsin. -Meselâ dogruyu söylediginde hak
olan hakkin yanacaksa veya hakli bir kimseyi ölüm ve
tehlikeden kurtarmak icin-. Haksizlarin, yalan kullan-
maya haklari yoktur. Onlarin ilk yapacagi i$, haksiz-
liktan cikmaktir. Kim yalancilikla hakki olmayan bir
hakki elde ederse, Öte dünyada kendini cehennemde
bulur. Tabii dünyada da neticesi hapistir. Savasta düs-
mana karsi dogru olmak zorunda degilsin. Cünkü harp,
hile iledir. Bunlarin disinda sözünde, özünde, fiil ve ni-
yetinde ve i$inde dogru olmak sarttir. Dogrulugun da
Hak ve Adalet ve Namus'a uygun olmalidir. Sözde dogru-
luk, sözünde durmayi da gerektirir. Sözünde durmak, e-
manete hiyanet etmemeyi de gerektirir. I$de dogruluk,
i$i saglam, temiz ve vaktinde yapmayi, ölcü ve tartida
aldatmamayi gerektirir. Ayrica i$ ve calismada dogru-
luk, i$i uzmanina birakmayi ve danismayi da gerektirir.
I$i uzmanina birakmak, herkese kabiliyetine göre i$
vermeyi ve kaldiramayacagi yükü yüklememeyi de gerek-
tirir. Danismak da; amir ve üstlere, Elciye ve ebeveyne
ve Yaratan'a ve hakli kocaya itaati gerektirir. Yani
büyüklerden izinsiz i$ yapilmamali, büyükler de kücük-
lerin görüsünü almali, bilmeyenler bilene sormali, si-
yasetcilerin de bir meclisi olmali.

-5-
ÖFKEnin geregi; kötülerle ve kötülüklerle savasmak,
zalimlere karsi sert ve kati, iyiler ve mazlumlara
karsi ise yumusak ve affedici olmaktir. Bu da; adalet-
li, merhametli ve cesur olmayi gerektirir. Adalet ile
zulme düsmekten, merhamet ile de vicdansiz olmaktan
kurtulursun. Cesaret ise seni, kahramanliga götürür;
zalimler karsisinda savasmaktan korkmaz ve kacmazsin.
Sana saldirmayana saldirmaz, saldirana karsi kendini
korur ve savunursun. Düsmanliga sevgi, sevgiye düsman-
lik göstermezsin ve göstermemelisin. Daima baristan
yana olmali ve barisi korumalisin. Haksiz savaslara
katilmamali, onlara karsi cikip engel olmalisin. Unut-
ma! Bütün kavga ve savaslarin asil sebep ve kaynagi;
haksizlik, adaletsizlik ve namussuzluktur. Baris ister
sen; Hakli, Adaletli ve Namuslu olmali, onlara sahip
cikip korumalisin.

Siyasetcilikte Öfke'nin geregi ise; diktatör degil,
demokrat; aciz degil, muktedir olmalisin. Yani yöne-
timde Hakk'a dayanip güclü olmakla birlikte insanca
bir yönetim ve yönetilmeden yana olmalisin. Hak ve A-
dalet ve Namus i$ikli Kur'anist Demokrasi'ye sahip
cikmali, aczibratörlük ve diktatörlükten kacinmalisin.
Yaratan'i dislayan yönetimleri, sen de kendinden dis-
lamalisin. (Aczibratörlük: Acizlik Yönetimi'dir.)

$EHVETin geregi; nikâhli olmaya özen göstermek ve ev-
lenmek, fuhus ve escinsellikten cekinmektir. Bununla da
neslini bozulmaktan, devletini yikilmaktan, kendini ve
toplumunu da AIDS gibi pis ve tehlikeli hastaliklardan
korumus ve kurtarmis olursun. (Eger; Namus ilkesine
uymayan ülkeler neden batmadi dersen, bunun cevabi
$udur: Ülkeler iki sekilde batar. Ya icten, ya da distan
Ahlâksizliga, anarsi ve uyusturucuya mahkûm olmus ül-
keler, icten batmis ülkelerdir. Bunlarin distan ayakta
duruyor olmalari, onlarin batmadiklarina delil olmaz.)

Ey elbise giyen varlik! Sen, dünyaya bilgisiz olarak
geldigin gibi, ölcüsüz olarak da gelmis oldugundan, i-
kinci vazifen; ilkesi, Hak ve Adalet ve Namus olan
"dogruluk"tur ve "DOGRU YOLu bulmak" tir. Bunun icin
hayatta en muhtac oldugun sey, "dogruluk"tur ve "dogru
yol"dur. Eger, "Sen" olan fertte dogruluk olmazsa, top-
lumda düzensizlik ve kaos olur. Bunun icin sosyal so-
runlarin cözümü ilk basta dogrulukla mümkündür. Dogru-
lugun esasi ise: Hak ve Adalet ve Namus'tur. Hak ve A-
dalet ve Namus ve onlara ait ilke ve gercekler, yara-
dilisin geregi oldugu gibi, Yaratan'in da emir ve is-
tekleridir. Öyle ise simdi de Hak ve Adalet ve Namus'
taki dogrulugun ne oldugunu görelim:

Hakk'in esasindan olan Inancta Dogruluk; Tanriyi birle-
mektir. Yani Tanri bir tektir; e$i ve ortagi, oglu ve
kizi yoktur. E$siz ve ortaksiz, kizsiz ve ogulsuz Tan-
riya, Teslimciler, "Allah" der. Allah'a inanmis ve
teslim olmus kimselere de "Teslimci" denir. (Bunun
Arapcasi: "Müslüman" demektir.)

Ey yaradilisi Teslimci olan, fakat kalp ve akli Tes-
limcilikten uzak olan insan! Bu dünyada bir tane Sen
oldugun gibi, bu kâinatta da bir tek Allah vardir. E-
ger iki tane Sen olsaydin, senin dünyan karmakarisik
olurdu. Iste bu kâinatin düzenligi de, Tanrinin tekli-
gini gerektiriyor. Koca bir ülkenin bir tek Basbakan
tarafindan yönetilmesi mümkün oldugu gibi, bir tek
Tanrinin da bu koca kâinati yaratip yönetmesi zor ve
imkânsiz degildir. Hem Tanrilik, ezelî ve ebedî, yani
öncesiz ve sonrasiz olmayi gerektirir. Bunun icin Tan-
rinin e$i, ortagi; oglu, kizi olmaz. O'na e$, ortak;
ogul, kiz isnad etmek, bilgisizliktir veya bilgide ya-
nilma ve noksanliktir. Bu noksanlikta israr edenler i-
cin Ötedünyada ebedî bir azap vardir. Ebedî saadet ise,
yalniz Tanriyi birleyenlerin ve O'na hicbir seyi ve
hicbir kimseyi ortak kosmayanlarin, denk tutmayanlarin
ve O'nun üzerine cikarmayanlarin olacaktir.

Hakk'in esasindan olan Bilim ve Bilincte Dogruluk;
dinsel ve dünyasal bilgileri birlikte okumak ve okut-
maktir, onlari birbirinden ayirmamaktir.Gercek din ve
gercek bilim birbiriyle barisiktir, catismaz. Catisma-
yi cikaran, insanlarin bozuk anlayisidir. Dinsel bi-
limlerle, yaratis ve ya$atisin nicini ve kime aitligi
bilinir, ögrenilir. Ayrica madde ve kâinat ötesi bil-
giler de, dinsel bilimlerle elde edilir. Dünyasal bil-
gilerle de, yaratis ve ya$atisin nasil yapilip i$le-
tildigi ögrenilir. Bu iki bilginin birlestirilmesiyle
gercek bilim ortaya cikar. Ögrencinin kalp ve kafasini
doyurup aydinlatacak, onu $üphe ve saplantilardan
kurtaracak ve onu yükseltip ilerletecek inancsal bilgi
ve bilgisel inanc da iste bu birlesik bilimdedir. Bunun
icin dinsel ve dünyasal bilimleri birbirinden ayiran
egitim sistemlerine "hayir" demelisin.

-6-
Adalette Dogruluk; yapilan kötülük ve haksizligin mis-
liyle cezalandirmadir. Veya misliyle cezalandirmanin
mümkün olmadigi ve olmayacagi hal ve vakitlerde de ce-
zanin seklini cevirmek ve degistirmek veya hakli tara-
fi ugradigi zarar miktarinca mükâfatlandirmaktir. Buna
göre meselâ; irza tecavüz edenin irzina tecavüz edil-
meyip, onun cezasi hapis veya dayak veya idam cezasina
cevrilir veya cevrilebilir. Hakk'in hukukunca irz ve
akil, can degerindedir. Kim bunlara kasdederse, cana
kasdetmis gibi olur. Cezasi da, cana kasdetmenin ceza-
si kadardir. (Yalniz Yaratan'in yasalarina itaat edil-
meyip acik sacikligin terkedilmedigi bir ortamda teca-
vüzcüye idam cezasi verilemez.) Bu cevirmeler gibi, ay-
ni sekilde Kur'anist Düzen'de de hirsizin eli kesilmez
cezasi, hapis cezasina cevrilir. Cünkü bakkaldan bir-
sey calan kimse ile devletin milyarlarini calan bir
memura ayni ceza verilemeyeceginden, hirsizin elini
kesmek adaletsizlik olur. Allah ise, adaletsizlik is-
temez. Hirsiz ancak caldigi deger nisbetinde cezalan-
dirilabilir. -Eger o yerde aclik kitlik gibi bir durum
yoksa ve sosyal yardim kurumlari faaliyetteyse-. Hak-
siz öldürmelerde ise, "haksiz yere can alanin cani a-
linir". Bu da idami gerektirir. Idam cezasini ebedî
hapse cevirmek, hem devlete agir bir yüktür hem de öl-
dürülenin hakkina ihanettir. Fakat sen bu ihanete ka-
tilmamalisin; idama degil, haksiz öldürmege karsi cik-
malisin. Cünkü zalime merhamet edilmez. Zalime acimak,
merhamette egrilik ve sapmadir, hakki cignenene zulüm-
dür. Merhamette dogruluk, Hakk'in merhametinden fazla
merhamet etmemektir. Bunun icin zalim cezasini bulur.
Savasta düsman öldürülür. Eti yenmek icin hayvan kesi-
lir. Canin kurtulmasi icin kangren olmus kol ve bacak
kesilir.

Ey insan! Dogru Adalet'te en önemli bir ilke de $udur:
Rizasi olmadikca toplum icin fert, fert icin toplum
feda edilemez. Fakat fert ve toplum, hakli toplum ve
fert icin kendini fedaya hazir olmalidir. Fert ve top-
lumun kiymeti de bu fedakârliktadir. Sehitlik olan bu
fedakârligin Tanrisal ve Ötedünyasal ücreti ise, ebedî
bir cennettir.

Bundan baska bilmen gereken bir ilke de s$dur: Hakk'in
hatiri yücedir, halklarin hatirina feda edilemez. Buna
göre, yakinligin olan kimselerin yakinligi, adalet et-
mede taviz verici sebep olamazlar. Bunun icin, suc is-
leyen baban dahi olsa, hak ettigi cezayi almada adale-
te engel degil, yardimci olmalisin. Sonra bir kimsenin
i$ledigi sucun cezasini, onun bir yakinina yüklememeli
ve cektirmemelisin. Sonra adaletin öngördügü cezadan
fazla veya eksik ceza talep etmemelisin. Sonra i$ledi-
gin veya i$lenmis bir sucu, sucsuz birinin veya biri-
lerin üzerine atmamalisin. Sonra ihtimallere göre ceza
kesmemelisin, -ancak tedbir alabilirsin-.Sonra ve hep-
sinin ba$inda ise, kanun koymadan ve uyari yapmadan
kimseye ceza verilemez ve vermemelisin. Fakat devletin
olmadigi yerde Yaratan'in hükmünün kanun oldugunu bil-
melisin. Adalette yapacagin egriliklerin dünyada ceza-
siz kalan karsiliginin Ötedünyada sana mutlaka verile-
cegini de hic unutmamalisin.

Adalete ait bir görevin de, sahitligi dogru yapmali ve
gizlememelisin. Cünkü senin dogru sahitliginle hak or-
taya cikar; suclu cezasini bulur, zulme ugrayan da
hakkina kavusur.

Namus'ta Dogruluk; bekâr kalmayip evlenmek ve nikâhla-
nip zina etmemektir. Evlenmeye hali, vakti ve firsati
olmayanlar, zina etmemek ve escinsellige yanasmamak
sartiyla bekâr kalabilir. Kadinlarin cogalip erkekle-
rin azaldigi bir yer ve vakitte erkekler birden fazla
kadin alabilir. Bundan baska eger bir kadinin, kadin-
ligini yapamayacak veya doguramayacak bir arizasi o-
lursa, bu halde de erkek -karisini bosamak yerine- i-
kinci bir kadin alabilir. Eger erkek her iki kadina da
gereken ilgi ve sevgiyi gösteremeyecekse, yani sevgide
adalet edemiyecekse, ikinci kadini almaktan vazgecer.

-7-
Hakta, Adalette ve Namusta dogruluk, "sevgide dogruluk"
u da gerektirir. Sevgi'de Dogruluk; Hak ve Adalet ve
Namus ölcüsüyle sevmektir. Buna göre sevdigini, Yara-
tan hesabina sevmelisin. Allah hesabina olmayan sevgi-
ler, meselâ Allah disindakileri Allah gibi veya Allah'
tan cok sevmek, haksiz sevgidir. Sonra sevgide "Ada-
letli" olmalisin. Meselâ namuslu ve itaatli karisini
veya dindar ve dürüst kocasini birakip onlarin asagi-
sinda olanlara yönelmek veya iki sevilmesi gerekenden
birisini askida birakmak, sevgide adaletsizliktir. Son-
ra sevgide "Namuslu" olmalisin. Mesalâ nikâhlanmasi
yasak olan kimselere cinsel birlesimli sevgi beslemek,
gayri mesru bir sevgidir, sevgide namussuzluktur.

Dogru sevgiye ait bir ölcü de $udur: Iyiligi, güzelligi,
masumiyet ve mükemmelligi olanlarin, sevilmek hak-
laridir. Kötüleri sevmeye mecbur degilsin. Cirkinlik
ve begenilmezlikleri de Yaratan'dan ötürü hos görebi-
lirsin. Gercek sevgi, karsiliksiz sevmek degil; Haklica,
Adaletlice ve Namusluca sevmektir. En üstün sevgi
ise, acimaktir. Veya acimak, sevmekten üstündür.

Simdi dogrulugun ve dogru yolun ne oldugunu ögrendik-
ten sonra HÜRRIYET'in ne oldugunu da sorabilirsin. Öz-
gürlük ve hürriyet; seni ya$atan Yaratici'nin, iyilikci
olman icin sana verdigi, fakat kötülük yapmana da acik
olan bir "serbestlik hakki"dir. O halde Hürriyet;
Hakli, Adaletli ve Namuslu olmaktir. Öyle ise Özgürlük;
haksizlik, adaletsizlik ve namussuzluk etmemektir. Demek,
Hak ve Adalet ve Namus, senin özgürlügünün sInIrI-
dir. Eger bu sInIri cignersen, özgürlügün elinden ali-
nir, hürriyetini kaybedersin. Eger bu sInIri korursan,
o zaman sana Tanrisal taraftan evrensel ve kâinat öte-
si mânevî bir özgürlük daha verilir, hürriyetinin ala-
ni genisler. Bu genislige sahip olabilmek icin "sakin-
maci" ve "korunmaci" olmalisin. Hak ve Adalet ve Na-
mus'un sInIrlarini, Yaratan'in azabindan korkup koru-
yanlara "korunmaci" denir. Bu sinirlari cignemekten
sakinanlara da "sakinmaci" denir. Cennet de, Korunma-
cilar ve Sakinmacilar icindir.

Eger Hak'tan, siyasetcilikte uyman gereken yolu veya
hangi partiyi tutman gerektigini sorarsan, alacagin
cevap $udur: Hak ve Adalet ve Namus'a sahip cikan,
Kur'anizm'in gösterdigi sosyal baris ve adaleti yer-
lestirmek isteyen siyaset, senin siyasetindir. O halde
"hangi partiyi tutmaliyim" degil, "hangi politikadan
yana olmaliyim" demelisin. Inanc ve düsüncede birlik
meydana geldigi zaman particilige gerek kalmaz. Parti-
ler, siyaset icin bir aractir. Bu arac faydali oldugu
zaman kullanilir. Zararli olmaya basladigi zaman da
atilir. Sen, araclarin araci ve oyuncagi olmamalisin.
Öyle ise senin ücüncü vazifen; Birlik'tir, birligi
saglamak'tir. Hem demokrasi demek, farklilik ve cesit-
liliklerin katilimi demektir, fakat insanlari partilere
bölmek, onlari birbirine düsürmek demek degildir.
Öyle ise, siyasal gücü zayiflatan ve halki birbirine
düsman eden particilige son vermelisin.

Unutma! Demokrasi demek, insanca yönetmek ve yönetil-
mek demektir. Bu da, Hakk'in halka hâkimiyeti ve hal-
kin da Hakk'a itaatiyle olur. Tam ve gercek demokrasi
de budur. Yani ne halk, hakli devlete baskaldiracak,
ne de devlet, hakli halka tahakküm edecek; halk kendi-
ni, Hakk'in egemenligiyle yönetecek. Bu yönetimde dev-
let sadece bir araci ve düzenleyici olacak. Yoksa $u-
nun bunun keyfine, falan atanin ilkesi, filan devletin
ideolojisine göre yönetim yapilmayacak.Yalniz onlarin,
Hakk'in ilkesine ve evrensel degerlere ters düsmeyen
yönleri kalabilir, alinabilir. $unu da unutma! Ideolo-
jisiz devlet ve demokrasi olmaz. Ideolojisiz devlet ve
demokrasi, akilsiz bir ba$a benzer. Dinsiz devlet de,
kalbsiz bir beden gibidir. Bunun icin senin devletinin
ve demokrasisinin bir din ve ideolojisi olmali. Fakat
bu din, Teslimcilige; ideolojisi de mutlaka Hakk'a, A-
dalete ve Namus'a dayanmali. Bu da ancak Kur'anizm
olabilir. Bazi kimseler Kur'anizm'in elciligini inkâr
edebilir. Fakat Kur'anizm, Hak'tan aldigi i$igi inkâr
edemez, dâvâsindan vaz gecemez. Onun görevi, Hak'tan
aldigi i$igi insanliga duyurmak ve yansitmaktir. Kur'
anizm bir akil'dir. Fakat onun Hak'tan aldigi i$ik, a-
kil üstüdür. Bu i$ik, Yaratan'a aittir.

-8-
Ey yeni bir düzen arayan ve isteyen insan!
Eger sosyal baris ve adalet icinde ya$amak istersen,
dogrulukta ve dogru yolda olmakla birlikte $u ilkele-
ri de kendine rehber etmeli ve onlari toplumsal ya$an-
tina hâkim kilmalisin.

Birinci Ilke: Ekmek, emek edenindir. Yemek, calisanin-
dir. Fakat i$sizin ve caresizin de yemekte bir hakki
vardir.

Ikinci Ilke: Ben tok iken baskasi ac kalmamali. Veya
baskasi ac iken ben tok olmamaliyim. Yani hemen fakir
ve muhtacin yardimina kosmaliyim.

Birinci ilkenin ilk basamagi ile calismayi esas yapip
bütün haksiz kazanc kapilarini kapatmalisin. Bu kapat-
ma ile hayat carpisma ve catisma olmaktan cikar.

Ikinci ilke ve birinci ilkenin ikinci basamagi ile de
yardimlasma kapisini acarsin ve acmalisin. Bu acma ile
de hayat bir yardimlasma olur. (Demek senin dördüncü
vazifen: "Yardimlasma" dir.

Iste bu ilkeleri toplumsal ya$antina hâkim kilmak ve
egemen yapmakla sosyal baris ve adaleti kazanmis olur-
sun.

Ey insanlar! Yaratan'i bilip birleyerek Hakli, Adalet-
li ve Namuslu insanlar olunuz. Dogrulugun esasi budur.
Gercek yolunuz da budur. Ne zaman gelip catacagi belli
olmayan ölüm vakti gelmeden önce Yaratan'in bu sapmaz
ve saptirmaz yoluna uyunuz. Cünkü cok yakin bir zaman-
da hesaba cekileceksiniz. Size göre uzak olan,Yaratan'
a göre cok yakindir. Gercekte de bu böyledir. Simdiki
ya$iniz kadar yil önce dünyada yok iken nasil -dolayli
olarak- sudan ve topraktan yaratildiysaniz, ölüp vücu-
dunuz toprak olduktan sonra da bu yaratilis tekrarla-
nacak ve sizler, ki$ta ölüp baharda dirilen bitkiler
gibi diriltilip Yaratan'a hesap vereceksiniz. Hesabi-
niz sorulurken "bugünümüzle karsilasacagimizi bildiren
bir haberci gelmedi" demeyiniz. Iste o günün haberini
simdiden ögreniyorsunuz. Büyük Yaratici, cin ve insan
topluluklarini dünya ve Ötedünyadan habersiz birakmaz.
Onlardan haberdar edebilmek icin de Elciler yollar.
Cünkü Yaratan, sizi ve dünyanizi bosuna yaratmamistir.
Elci göndermemekle bu yaratilisi bosa cikarmaz. Cünkü
Yaratan, amaclik sahibidir, amacsiz degildir. Bu amac-
ligini göstermek icin Yeni Caglilara elci olarak Hak'
tan i$ik alan Kur'anizm'i göndermistir. Bu gönderme
ile yasa ve buyruklarini tazelemek istiyor.

Ey insanlar! Sabitmis gibi görünen dünyanin $u yanilti-
ci görüntüsü sakin sizi aldatmasin. Bu dünyada temelli
kalamazsiniz. Bir müddet sonra süreniz dolup baska bir
âleme gideceksiniz. Madem bu dünyada kalis yoktur, o
halde burada bulunus amacinizi bilmelisiniz. Cünkü si-
zi ya$atan Yaratici, sizi bosu bosuna yaratmamis ve
sizi basibos birakmamistir. Burada bir bulunus amaci-
niz vardir. O amaciniz ise; Yaraticinizi bilmek,inanmak
ve O'na baglanip O'nun yolunda yürümek ve ya$amak-
tir. O'nun yolu ise: Hak ve Adalet ve Namus'tur. Hakk'
in geregi; inancli ve bilincli olmaktir. Adaletin ge-
regi, haksizligi kesmektir; keyfe ve kuvvete degil,
Hakk'a dayanmak ve azinlik da olsa haklilara uymaktir.
Namus'un geregi, nikâhsizligi ve fuhsu birakmaktir.
Kadin ise, örtünmek ve erkekler de kadinlari aldatma-
mak ve onlari haksiz yere bosamamaktir.

+ + +

-9-
DÜZENNAME'NIN EK VE TAMAMLAMASI

Ey insan!
Sen, ölcüsüz olarak dünyaya gelmis oldugundan, hayatta
en muhtac oldugun sey, "dogru yol" dur. Fakat dogru
yolu nasil bulacaksin, kimden ve nasil isteyeceksin?
$askinliktan kurtulmak istersin degil mi? Öyle ise de:
Allahim! Biz ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yar-
dim isteriz. Bizi dogru yola ilet. Kendilerine i$ik
verdigin Kur'anistlerin yoluna. Sapmis ve öfkene ugra-
mis inkârci ve ortakcilarin yoluna degil. Allahim!
Dogru yolu bulduktan sonra bizi saptirma, bizi dogru-
lukta sabit kil. Allahim! Bu duamizi kabul et.

Ey insan!
Senin birinci vazifen: "Okumak" tir.
ikinci vazifen : "Dogru olmak" tir.
ücüncü vazifen de: "Birligi saglamak" tir.
dördüncü vazifen ise: "Yardimlasmak" tir.

Demek Birinci vazife : Okumak.
Ikinci vazife : Dogruluk.
Ücüncü vazife : Birlik.
Dördüncü vazife : Yardimlasmak.
Öyle ise;

OKU, DOGRU OL, BIRLIK OL, YARDIMLAS.

Iste senin en önemli i$ ve calisman budur.
Hedefin ise, insanlasmak ve yirmibirinci asri
bir "Mutluluk Cagi" yapmaktir.

Artik karanliklar yok, Kur'anizm var (i$ik olarak).
irklar yok, Kur'anist kardeslik var.
dinler ve tarikatlar yok, Teslimcilik var.
partiler ve mezhep yok, birlik ve sevmek var.
siddet ve kuvvetcilik yok, hakcilik ve Hakk'a
itaatcilik var.
cikarcilik yok, iyilikcilik var.
bencillik yok, bizcillik ve Allah rizasi var.
carpismacilik yok, yardimlasmacilik var.
ezme ve sömürme yok, kucaklamak ve paylasmak var.
nefse taparlik yok, Hakk'a taparlik var.
$eriat yok, KUR'ANIST DÜZEN var.
tanrilar yok, ALLAH var.
peygamberler ve mehdiler yok, Hz. Isa ve Mehdi-i
Azam var. Mehdi-i Azam ise, KUR'ANIZM'dir. Kur'
anizm, Hz. Muhammed'in sözcüsü ve Gercek Din'in
son yenileyicisidir.

Not: "Dünya bozulmus mu ki düzeltilsin" diye sorulabi-
lir. Cevap: Eger dünya ülkelerine ahlâksizlik, anarsi
ve uyusturucu hâkim olmussa; eger o ülkeler halki i$-
sizlige düsmüsse; her yil milyonlarca insan acliktan
ölüyorsa; bir avuc insan refah icinde yüzüyorken büyük
bir kismi aclik ve fakirlige gömülmüsse; siyaset cik-
maza girmis, politika insanlari yönetemez hale gelmis-
se; hak ve hürriyetler ayaklar altinda kalmissa; dün-
yanin tavani delinmis, tabani da tahrip edilmisse; ha-
va teneffüs edilemez ve gida maddeleri de yenilip ici-
lemez hale gelmisse, ve herkes kendi bildigini okuyor
kimse kimseyi dinlemiyorsa, evet o dünya "bozulmus"
demektir! Dünyanin bozulmuslugu, insanin bozulmuslu-
gundandir. Dünyanin düzelmesi ise ancak insanin düzel-
mesiyledir. Ey Insan! Kendini düzelt ki, dünyamiz da
düzelsin. Fakat bu düzelim icin yalniz senin düzelmen
yeterli degildir. Hep birlikte bir düzelim gereklidir.
Bu da, Kur'anist bir inkilâp ile olur. Öyle ise haydi
Kur'anist Inkilâb'a! Bu inkilâpta birinci düsmanin: I-
nancsizlik, inkârcilik ve ortacilik'tir. Ikinci düsma-
nin: Irkcilik, ezmecilik ve sömürmecilik'tir. Bu düs-
manlara karsi silahin ise: Inancta; birlemecilik ve
Teslimcilik, düsüncede; birlik ve birlesmecilik, ve
ya$amda; dogruluk ve yardimlasma'dir. Önce ic
dünyandaki düsmani vurmali, sonra dIs dünyadaki
düsmani devirmelisin. Inkilâbin kutlu olsun!

Zaman: Yeni Cag'a üc kala Ekim'i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Düzeltme.
Boyut: Kur'anizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *